Gecenin en karanlık, uykunun en derin saatlerinde yer katmanlarının korkunç sarsıntıyla uyananlar, uykusunda bir daha uyanamayanlar çığlık çığlığa kaldılar. Birkaç saniye içinde hayat, evler, bir çok şehir ve gelecek paramparça oldu. O korkunç gecenin üzerinden tam üç yıl geçti. Acı dinmedi; sadece yer değiştirdi. Bugün kabristanlar ziyaretçilerle dolup taşacak.
Yakınlarını kaybedenler, o gecenin sarsıntısını bir kez daha bedenlerinde hissedecek. Ruhları kanayacak, gözleri kan çanağına dönecek.
O geceyi yaşayanlar, ölenlerle birlikte yaşamaya devam edecek. Ölenler toprağa karıştı; yaşayanlar ise o gecenin derin sancısıyla nefes alıyor. Deprem sadece binaları değil, insanların içini de yıktı. İnsanın ne kadar aciz olduğunu yüzüne vuran, maliyeti yüksek, boyutu büyük, sancısı tarifsiz bir saldırıydı bu.
O gece herkes yalnızdı.
Ölenler enkaz altında, hayatta kalanlar kar ve boran altında yalnızdı. Ne sevgili kâr ediyordu, ne komşu. Sessizlik, yükselen çığlıkları yuttu. Koca binalar minik bedenlerin üzerine çöktü; eli kınalı gençler öldü.
Ve o gece devlet yoktu.
Tanrının yeryüzündeki gölgesi olması gereken yapı, karanlığın içinde kaybolmuştu.
Bugün o sarsıntıyı yaşayanlara, yaşamayanlar depremi hatırlatıyor. Yıldönümlerinde birkaç cümle, birkaç paylaşım, birkaç resmi açıklama… Hepsi bu. Acı, takvim yapraklarına sıkıştırıldı; yas törensel bir rutine dönüştürüldü.
Evet, yerle bir olan kentler yeniden inşa ediliyor. Görüyoruz, yeterli olmadığını da biliyoruz. Mesela doğduğum köyün deprem konutları hala elektrik ve su bekliyor.
Üç yıl geçti, konutlar teslim edilmedi. Depremden sonra çadır ve konteynerlerde yaşamını sürdürenlerin hayatları askı çıktı, ruhları paramparça oldu. Bunu görmeden deprem gerçeğini anlayabiliriz miyiz?
Ve açık konuşalım: Çok şey değişmedi aslında.
Kentler hâlâ yeni depremlere kurban vermeye hazır. Bir gecede haritadan silinmeye aday. Çünkü bu ülkenin iki gerçeği değişmiyor: Biri deprem, diğeri ise derme çatma, hesapsız, kitapsız konut düzeni.
Çevrenize bakın. Yoksul kesimlerin, rüzgârda bile yıkılma tehlikesi taşıyan evlerde yaşamaya mahkûm edildiğini görürsünüz. Deprem kader değil; yoksullukla, ihmal ve rantla birleştiğinde katliama dönüşür.
Ama mesele bakmakta değil.
Mesele görebilmekte