Ayşe nine kent merkezine yakın, kenar bir mahallede kiralık bir evde tek başına yaşıyor.
Bir televizyonu var, bir çayı, bir de eşinden kalma her ay aldığı maaşı.

Yılbaşında maaşı zamlanınca sevindi.
Büyük hayaller kurmadı.
Ne tatil düşündü,
ne yeni bir ev.

Sadece şunu söyledi:
"Artık ayda iki üç defa değil, dört beş defa peynir alırım."

Ayşe nine için refah buydu.

Sevinçle evden çıktı.
Durağa yürüdü, her zaman bindiği otobüse bindi.
İneceği zaman cebinden 50 lirayı çıkarıp şoföre uzattı.

Şoför başını salladı:
"Teyze, otobüs ücreti arttı. 80 lira oldu."

Ayşe nine durdu.
"Nasıl yani?" dedi.

Şoför sakin bir sesle cevap verdi:
"Mazot iki katına çıktı teyze. Bizlik bir şey yok."

Ayşe nine parayı tamamladı, indi.

İçinden geçirdi:
"Demek maaş arttı ama otobüs de büyümüş."

Her zamanki marketine girdi.
Peynir reyonuna baktı.
Bir kilo aldı.

Kasada gözlüğünü düzeltti.
Fiyata baktı.
Bir daha baktı.

"Hallaa hallaa…" dedi.
"Bu peynir geçen sene bunun yarısıydı."

Kasiyer omuz silkti:
"Zam geldi teyze."

Poşeti aldı, çıktı.

Kapıdan çıkarken mırıldandı:
"Demek sadece benim maaşım artmamış,
her şey benden hızlı koşmuş."

Tam bunu düşünürken telefona bir mesaj geldi.
Elektrik faturası.
Ve tutar beklenenden çok fazla…

"Bunu da öderiz" dedi.

Ödeme şubesine girdi.
Tam o sırada kiracıyla karşılaştı.

Kiracı gülümsedi:
"Teyze bu yıl istediğin zammı sen yap."

Ayşe nine başını eğdi.
"Ev sahibi öyle diyor ise" dedi.
Eski kiranın üstüne biraz ekledi.
Konu kapandı.

Çıkışta durdu.
"Aklıma gelmişken yumurta da alayım" dedi.

Markete geri döndü.
Yumurtaya baktı.

"Abbooo…" dedi.
"Buna da zam gelmiş."

Poşet fiyatı ağırlaştı,
yüzü hafifçe düştü.

Eve dönmek için durağa yürürken durdu.
Otobüs zammı yine aklına geldi.

"Binsem mazot…
Mazot pahalı…
Mazot niye pahalı?
Dolar yüzünden…"

Bir an durdu.

"Ben doları hiç görmedim
ama dolar beni bayağı görmüş."

Ama o gün Ayşe ninenin aklında bir şey daha vardı.

Vefat eden eşinin adını taşıyacak torununa,
ilk kez bir takım elbise alacaktı.

"Bu zamla artık alırım" diye düşündü.
Çarşıya yöneldi.

İlk dükkânda fiyatlara baktı.
İkincide bir daha.
Üçüncüde hiç sormadı.

Elindeki para,
sadece bakmaya yetiyordu.
Almaya değil.

O an anladı.
Maaşı artmıştı,
ama parası küçülmüştü.

Bir banka oturdu.
Çantasını açtı.
Yıllardır sakladığı bileziği eline aldı.

Eşinden kalmıştı.
Zor günler için saklamıştı.

Ama onun için zor gün,
işte tam da buydu.

Bileziği çıkardı.
Bozdurdu.
Sessizce.

Torununa takım elbiseyi aldı.
Poşeti elinde tuttu.

Yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
Ama kalbi ağırdı.

Eve vardığında çayı koydu.
Yorgunluktan yere bıraktığı poşetleri masaya dizdi.

Maaşı artmıştı.
Ama aldığı şeyler azalmıştı.

Aklına geçen yıllar geldi ve başını yavaş yavaş salladı:
"Keşke her şey olduğu gibi kalsaydı" dedi.
"Zam gelmese de olurdu." ve derinden iç çekerek "bazı zamlar kazanç değilmiş, sadece kaybın adını değiştirirmiş" ...bu alım gücü ve zam denen şey eşimin hatırasını da benden aldı ya.."