TBMM’ye sunulan 11’inci Yargı Paketi ile cezaevlerinden ilk etapta 55 bin mahkûma tahliye yolu açılacağı konuşuluyor. Kimi bu düzenlemeyi “eşitsizliği gideren bir adım” olarak, kimi de “insani bir kolaylık” şeklinde yorumluyor. Ancak ortada kimsenin konuşmadığı, hatta çoğu zaman görmezden gelinen kocaman bir gerçek var.

Bu insanlar nereye çıkacak?

Evet, cezaevlerinden çıkacaklar.

Peki sonra?

İşsizlik rekoru kırılırken 55 bin kişi daha iş arayacak.

Bu ekonomik tabloda, çalışan milyonlar ay sonunu zor getirirken; hiç birikimi olmayan, sabıkalı olduğu için çalışma şansı sınırlı, topluma geri dönmekte zorlanan 55 bin insan iş bulabilecek mi?

Gerçekçi olalım:

Bugün pırıl pırıl diplomalı gençler bile iş bulamıyorken, bu insanlar için kapılar kolayca açılmayacak.

“Ailelerine kavuşacaklar” romantik bir cümle değil mi?

Elbette tahliye olanların bir kısmı ailesine koşacak.

Ama şu soruyu dürüstçe soralım:

Ailesini, düzenini, geleceğini düşünen biri zaten suç işler miydi?

Belki hataydı, belki fevriyeydi, belki zorunluydu..bilemiyoruz.

Ama bildiğimiz bir şey var:

Topluma geri dönen eski hükümlüler için destek mekanizması yok.

Ne psikolojik iyileştirme, ne meslek kazandıracak eğitim, ne de iş piyasasında ikinci şans verecek sistem çalışıyor.

Bu yüzden şu gerçeği görmezden gelemeyiz:

İşsiz kalan, dışlanan, çaresizlik yaşayan herkes yeniden suça yönelmeye daha açıktır.

Bu bir önyargı değil, dünyanın her ülkesinde kabul edilip üzerinde politika üretilen çıplak bir gerçek.

Herkes tahliyeyi alkışlıyor ama kimse sonrasını düşünmüyor

Siyasi açıklamalar güzel:

“55 bin kişi aileleriyle buluşacak.”

“Bir eşitsizlik gideriliyor.”

Peki bu insanların barınma, iş bulma, psikolojik uyum sorunlarını kim çözecek?

Bu insanlar nereye konumlanacak?

Toplumun içine...yani bizim yanımıza.

Bu nedenle tahliyeyi sadece “insani bir adım” gibi sunmak kolay.

Asıl zor olan, tahliye sonrası oluşacak riskleri minimize etmek.

Gelişmiş ülkelerde mahkûmlar tahliye edilmeden önce:

Meslek eğitiminden geçer, psikolojik destek alır, toplumla yeniden uyum programına dahil edilir, iş bulmaları için devlet ve özel sektör ortak çalışır.

Bizde ne var?

Kapı açılır, kişi dışarı çıkar, gerisi kader.

Bu kadar basit.

Bu kadar tehlikeli.

Ekonomi zor, hayat pahalılığı ortadayken peki bu insanlar nasıl hayatta kalacak?

Bugün bir ev kiralamak bile mucize.

Markete girmek cesaret işi.

Asgari ücret erimiş.

Bu şartlarda, birikimsiz, sosyal çevresi zayıf, toplum tarafından çoğu zaman dışlanan 55 bin insanın “topluma sorunsuzca entegre olacağı” beklentisi gerçekçi mi?

Hayır.

Üstelik süreç sürdükçe bu sayı 80-90 bine de çıkabilir.

Peki, hazır mıyız?

Tahliyeyi değil, tahliye sonrası toplumu konuşmamız gereken zamandayız.

Evet, kimse suç işlemesin isteriz.

Evet, kimse cezaevinde olmasın isteriz.

Ama gerçek hayat temenniler üzerinden ilerlemiyor.

Sorun şu:

55 bin kişi yeni bir hayata değil, çok daha zor bir hayata çıkıyor.

Bu insanlar tekrar suça yönelmesin diyorsak:

Rehabilitasyon programları,

Meslek edindirme merkezleri,

Özel sektör teşvikleri,

Denetimli serbestlik kapsamını genişleten sosyal destekler

tam anlamıyla işlemeden bu süreç kaçınılmaz olarak risk üretecek.

Tahliyeyi alkışlamak kolay.

Asıl mesele tahliye sonrası toplumsal güvenlik, ekonomik uyum ve insani bütünlük.

Bugün bu soruları sormazsak, yarın çok daha büyük sorunların içinde bulabiliriz kendimizi.

Bu düzenleme bir af değil, doğru.

Ama etkisi, doğru yönetilmezse, toplum için uzun vadeli bir yük, hatta bir güvenlik riski doğurabilir.
55 bin kişi dışarı çıkıyor.

Peki bu insanlar, bu ülkenin sert ekonomik gerçeklerinde nasıl tutunacak?

Asıl mesele, işte tam burada başlıyor.