Türkiye siyaseti, 22 Ekim 2024 sabahına MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM grup kürsüsünden yaptığı sarsıcı çağrıyla uyandı. Öcalan için "umut hakkı" ve örgütün lağvedilmesi şartıyla dile getirilen bu çıkış, sadece bir söylem değişikliği değil; Ankara’nın bölgesel türbülanslara karşı iç cepheyi tahkim etme arayışının stratejik bir ilanıydı. Bahçeli’nin konuşmasıyla fitili ateşlenen ve TBMM’de oluşturulan komisyonun rapor hazırlıklarıyla kurumsal bir çerçeveye oturtulmaya çalışılan bu süreç, aslında Batı Asya’nın neoliberal yeniden dizaynı ile doğrudan bağlantılıdır.

Küresel güçlerin "ılımlı" aktörler üzerinden bölgeyi şekillendirdiği bir dönemde, Türkiye’de "yürütme merkezli elitlerin" bu hamlesini, dışarıdaki hareketliliğe karşı bir "kontrollü istikrar" arayışı olarak okumak gerekir. Bugün Meclis raporlarının satır aralarında aradığımız cevaplar, romantik bir "barış" ya da “çözüm” vaadinden ziyade; devletin maliyet düşürme hedefi ile Kürt siyasetinin normalleşme beklentisinin çakıştığı, ancak dillerin ve gerekçelerin tamamen farklı olduğu "Asimetrik bir Uzlaşma" denklemini barındırıyor.

Batı Asya’da 20. yy.da kurulan dört önemli ulus devlet (Türkiye, Irak, Suriye, İran) neoliberal küreselleşme çerçevesinde yeniden dizayn edilirken “Kürt meselesi” en hassas konulardan birisidir. Küresel güçler, kontrol edilemeyen, radikal, iş birliğine kapalı bölgesel güçleri ve iktidarları çökerterek; iş birliğine açık, ılımlı bölgesel güçlerle neoliberal dizaynı gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Küresel güçlerin bu yeni düzenlemeleri “ılımlı-Sünni İslam” hareketleriyle gerçekleştirme tercihinden sonra bir biçimde bu ülkelerde böylesi-benzer özellikleri taşıyan kesimler iktidara taşınmıştır. Bazı kesimler bu değişimleri “Batı Asya’da radikal Şii kuşağa karşı ılımlı Sünni dolunayı” olarak adlandırılmaktadır, aslında bu “yeni bir yeşil kuşak (ılımlı-İslam)” projesi niteliğindedir. Bu güçler ülkelerindeki iktidarın merkezine yerleşince bu kez “kontrollü istikrar arayışına” yönelmektedirler.

Irak’ta siyasi sistem “etnik ve mezhep temelli güç paylaşımına” dayandırılarak “kontrollü istikrar modeli” uygulandı. Suriye’de bu temelde müdahaleler gerçekleştirildi. İran’da da muhtemelen radikal Şii iktidar çökertildiğinde benzer biçimde uygulamalar olacak.

Dolayısıyla Türkiye’de “norm devlet ya da yürütme merkezli iktidar” ile Öcalan arasında başlayan sürecin tanımını “kontrollü istikrar arayışı, parsiyel çatışmasızlık ve toplumsal normalleşme süreci” olarak tanımlamak mümkündür.

Norm devletin kontrollü istikrar arayışı şuna yöneliktir; “parsiyel çatışmasızlık çatışma maliyetini düşürür”, “güvenlik riski kontrol altında olsun”, “rejim ve güç dağılımı değişmesin”. Yani “parsiyel çatışmasızlık ile İstikrar olsun ama kontrol bende kalsın”. Bu nedenle: “reform yok”, “yetki devri yok”, “açılım dili yok”, “demokratikleşme yok”.

Kürt siyasal hareketinin yaklaşımı: “Çatışmasızlık ve Toplumsal Normalleşme Süreci” temelindedir. Bununla şunu istiyor: “Silah dışı siyaset alanı açılsın”. “Toplum üzerindeki baskı hafiflesin”. “Cezaevi, kayyum, yasaklar gevşesin”. Yani: “Silah sussun, toplum nefes alsın”.

Bu durumu “aynı süreç, iki farklı beklenti” tarzında görebiliriz. Taraflar aynı şey üzerinde uzlaşmadı, aynı duruma katlandı.

  • Yürütme merkezli iktidar bunu; “kontrol” olarak okuyor.
  • Kürt siyaseti; bunu “normalleşme ihtimali” olarak okuyor.

Bu nedenle; iktidar reform sözü vermiyor, Kürt siyaseti “barış oldu” demiyor ama çatışma düşerse, iki taraf da kazançlı olacak. Şimdi bu durum çelişki gibi duruyor ama değil? Çünkü bu bir asimetrik uzlaşma.

  • Simetrik uzlaşma: Ortak hedef + ortak dil ile olur.
  • Asimetrik uzlaşma: Ortak sonuç + farklı gerekçe ile olur.

Burada ortak sonuç: “çatışmasızlık”. Gerekçeler farklı:

  • Devlet için= kontrollü istikrar
  • Kürt siyaseti için= toplumsal normalleşme

Bu model daha önce nerede görüldü? İspanya-ETA arasında; Kolombiya-FARC sonrası ilk faz sürecinde gerçekleşti.

Önce: Güvenlik sakinleşir; sonra (bazen) Siyaset açılır. Ama bazen de sadece sakinlik kalır.

Sonuç ne olur? Eğer:

  • Kontrollü istikrar kalıcılaşır,
  • Normalleşme siyasete dönüşmezse

O zaman: Kürt siyaseti için bu süreç donar, devlet için ise yeterli olur.

Bu yüzden isimlendirme önemlidir:

  • “Barış” denseydi → beklenti patlardı,
  • “Operasyon” denseydi → süreç baştan biterdi.

Özetle bu süreç, norm devletin “parsiyel çatışmasızlık-kontrollü istikrar arayışıyla” Kürt siyasal hareketinin “meşru müdafaa-çatışmasızlık ve toplumsal normalleşme” beklentisinin üst üste geldiği dar bir alanda ortaya çıkmıştır. Bundan sonra önemli sorular;

  • “Bu dar alan genişler mi?”
  • “Kim genişletmek istemez?”
  • “Toplum bu denklemin neresinde?”

Kürt siyasal hareketinin bu minvalde dönüşümü ve kendisini yeniden yapılandırması stratejik önem taşımaktadır. Devlet içindeki yürütme merkezli iktidarın Kürt meselesine yönelik sınırlı da olsa pozitif yönelimi, sürecin genişleme ihtimalini artıran bir eşik oluşturabilir. Bu eşik, aynı zamanda barış umutlarının yeniden filizlenebileceği bir zemin anlamına gelmektedir. Ancak bu zemin, kurumsal ve siyasal açılımlarla desteklenmediği takdirde “kontrollü istikrar”ın kalıcılaşması ve sürecin donması riski her zaman varlığını koruyacaktır. Bu nedenle belirleyici olan, çatışmasızlığın kalıcı bir siyasal normalleşmeye evrilip evrilmeyeceğidir.

Herkesin birbirini yaşattığı bir ülke, barışın sadece bir ihtimal değil, ortak bir yaşam biçimi haline geldiği ülkedir. Böylesi bir ülke her açıdan yaşamaya değer bir ülke olacaktır.