2.3. Felsefi Düşünmenin Özellikleri
“Varlık içinde var olana ulaşma” çabası özünde bilgiye ve varlığın hakikatine ulaşma arayışıdır. Elbette ki, diğer düşünme biçimlerinin amacı da budur. Ancak her düşünme biçimi bu amaca ulaşmaya çalışırken bazen ortak bazen de farklı dayanak, yöntem ve teknikler kullanmaktadırlar. Dolayısıyla Felsefenin de diğer düşünme biçimleriyle ortak yönlerinin dışında kendisine özgün bazı özellikleri vardır. Bu özellikleri en genel hatlarıyla izah etmek gerekirse;
Akla Dayalıdır;
Akla dayalı düşünme etkinliğidir. Aklın varlıklara ilişkin kavramlaştırma, ilişkilendirme ve soyutlamanın soyutlaması etkinliğidir.
Özneldir;
Her düşünürün kendi akıl yürütmeleri ve çıkarımları söz konusudur.
Sorgulayıcı ve Eleştireldir;
Felsefi düşünmenin temel bir yöntemi soru sormaktır. Cevaplardan çok soru sormak önemlidir. Konu edindiği varlık hakkında «Nedir? Niçin? Nasıl?» sorularıyla çeşitli sonuçlara ulaşma çabasıdır. Eleştirmek, söz konusu şeyi çeşitli yönleriyle değerlendirmektir.
Mantıksal Yorumlamayı Esas Alır;
Mantıksallık, Sistemli ve tutarlı akıl yürütmektir.
Mantıksal Yorumlama, sistemli ve tutarlı akıl yürütmeler ile yeni düşünceler üretmek ve bütünselin bilgisine yani hakikate ulaşma çabasıdır.
Anlama ve Anlamlandırma Çabasıdır;
Merak, şüphe, hayret ve öğrenme sonucunda farkına varma/bilinçlenme, anlamadır. Bilinçlenme yani anlamanın özü farkına varmaktır. Yeni çıkarım ve ilişkilendirmeler ise anlamlandırma ve ifade etme etkinliğidir.
Bütüncüldür, Geneli Esas Alır;
Hakikat, bütünsel olandır. Her bütünün kendisinden oluştuğu bir öz vardır. Öz genel olandır, evrenseldir, ilkesel olandır.
Birikimseldir (Kümülatiftir);
Bilgi Birikimseldir. Bilgelik ise bu birikimler ışığında var olanı çeşitli boyutlarıyla yeni-den sorgulamak, anlamak ve anlamlandırmaktır.
İşte felsefi düşünme insan aklının bu özelliklerinin birleşmesinden ve bütünlüğünden ibarettir. Bu özellikler, birbirleriyle sıkı sıkıya bağlanınca felsefi düşünce oluşmuştur. Dolayısıyla felsefi düşünce biçimi özünde, varlıklar ve olgular hakkında akıl yürütme etkinliğidir. İnsanın kendi kafasındaki aklın farkına varmasıdır, kendi aklının gücünü keşfetmesidir, kendisindeki akıl ve duyum gücünün bilincine varmasıdır.
2.4. Niçin Felsefe Öğrenmeliyiz?
Felsefe de diğer düşünceler gibi insanın yaşamı anlama arayışı sürecinde ortaya çıkmıştır. Tüm düşünce biçimlerinde doğayı ve toplumu anlama, gerçeğe ulaşma arayışı vardır. Bu arayış insanlaşma ile birlikte başlamıştır. Ve bu arayış birçok düşünme biçimlerini (sembolik, mitsel, dinsel, felsefi ve bilimsel) ve yöntemlerini ortaya çıkarmıştır.
Felsefi düşünme biçimi ilk kez var olanı (varlığı) var olanla (varlıkla) izah etme girişimidir. Toplumsal bilinç alanında, yaratıcı öğe olan ‘’Tanrı veya Tanrılar’’ yerine; artık ‘’Arkhé- ilke’’ ya da “Logos- Düzenleyici Akıl” vb. kavramlar konulmuştur. Burada ‘’Arkhé’’, yaratıcı öğe değil, kurucu öğe olarak düşünülmüştür. Elbette ki felsefede de Tanrı kavramı vardır; ancak felsefenin temel görüş biçimlerinden biri olan idealizmdeki ‘’Tanrı’’ kavramı ile dinsel tanrı kavramı arasında önemli bir fark vardır. İdealizmdeki tanrı, varlığın özü olarak düşünülür.
Nihayetinde felsefi düşünce, insanın varlıklar üzerinde bilinçli, sistemli, yöntemli ve bütünsel düşünmesi ile şekillenmiştir. Bu düşünme biçiminin farkına varılması, disipline edilerek geliştirilmesi ile toplumsal bilinçte ve toplumsal yaşamda önemli gelişmeler yaşanmıştır.
En önemlisi, doğa ve toplumun izahı dinsel düşünmenin dışına çıkılarak, yani ‘’arkhé’’ vb. olgularla açıklanmaya çalışılması itibariyle felsefe laik düşünme biçimidir. Aynı zamanda ‘’Akademi’’, ‘’Lise’’ vb. okul sistemlerinin geliştirilmesine neden olmuştur. Yine felsefi düşünme ile birlikte dinsel düşünmedeki ‘’Şüphesiz, Kuşkusuz, Âmin (olsun, öyledir)’’ vb. kav-ramların yerine; ‘’Neden? Acaba? Nasıl?’’ vb. mantıksal kuşkuculuk ve sorgulayıcı kavramlar insanın zihniyetine girmiştir. Buda özgür düşüncenin ve bireyleşmenin gelişmesine yol açmış-tır. Bu yönüyle de felsefi düşüncenin önemi büyüktür.
Felsefi düşünmenin gelişmesi, sosyal yaşam alanında hâkim olan dinsel dogmaların ve geri toplumsal kuralların, bireyin duyguları üzerinde ve ruhsal kişilik yapısında yarattığı baskıyı ve bağımlılığı kırma, kişilikte ruhsal, düşünsel ve sosyal özgürleşmeyi sağlama açısın-dan önemli bir gelişme olmuştur. Çünkü insanın kendi aklını kullanması, nedenler tartışmasını yürütmesi sorgulama gücünü artırmış, giderek bireysel benliği, özgür düşünme yeteneğini ve daha serbest karar verme alışkanlığını geliştirmiştir. Dolayısıyla da bu insanın kendi bireysel varlığını keşfetmesi ve bilince çıkartması anlamına gelmektedir.
Felsefi düşünme ile birlikte doğacılık ve insan kavramı ön plana geçmiştir; insanın kendisini ve içinde yaşadığı çevreyi daha gerçekçi anlamasına vesile olmuş; yaşamda karşı karşıya kaldığı zorlukları daha gerçekçi çözmesini kolaylaştırmıştır. Bu yönüyle de insanın yaşam mücadelesinde bilinmezliklere ve toplumsal zihniyetteki karanlık alanın daralmasını başlatmış ve toplumsal zihindeki karanlık alanda saklı olan doğa üstü gizemli güçlere karşı büyük bir zafer elde etmesini sağlamıştır.
* Özetle; Niçin Felsefe Öğrenmeliyiz?
- Mantıklı, tutarlı, yöntemli ve sistematik düşünme anlayışının geliştirilmesi için.
- Sorgulayarak öğrenme yeteneğinin geliştirilmesi için.
- İnsanın evreni, bu evren içinde yaşayan diğer varlıkları ve kendisini tanıması için.
- Yaşamı anlama ve anlamlandırması için. Yaşamın hakikatlerine ulaşmada bütünsel ve çok boyutlu düşüne bilmek için felsefe öğrenmeliyiz.
2.5. Felsefe Öğrenmek ile Felsefe Yapmak Ayrı Etkinliklerdir.
Felsefe Öğrenmek; “Felsefe Nedir?” sorusuyla başlayıp, Felsefi Düşünmenin oluşumu, gelişimi ve Felsefe Alanlarını (yani disiplinlerini) konu edinmiş bir öğretim- öğrenim sürecidir.
Felsefe Yapmak ise; Herhangi bir konuda mantıklı, sistematik, tutarlı görüş ve düşünceler üretmektir.