Giriş;

Felsefe, tanımlanması bir hayli tartışmalı ve zor olan bir olgudur. Çünkü toplumsal zihniyet geliştikçe, toplumsal zihniyetin önemli bir öğesi olan “bilişim” de derinleşerek, çoğalıp, çeşitlenmektedir. Dolayısıyla bilişim süreçleri sonucunda ortaya çıkan “bilgilerin” yeniden tasnifi ve yeniden kategorize edilmesi ihtiyacı da ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle daha önce yapılan çeşitli felsefe tanımları ya yetersiz kalmıştır ya da yanlışlanmıştır. Bu konuda toplumlar arası kültürel aktarımlar

Bu temelde felsefe ne bilimdir ne bilimin anası veya babasıdır. Ha keza birçok kaynakta belirtilen “dünya görüşüdür” tanımlaması ya da yorumu da felsefeyi ifade etmemektedir. Çok uzun tartışma süreçlerinden sonra felsefenin bir düşünme ve bilgilenme biçimi olduğu, giderek genelleşen bir görüştür. Dolayısıyla felsefeyi, bilişim süreçlerindeki diğer düşünme biçimlerinden kopuk olarak tanımlamak da felsefeyi anlamak açısından yeterli olmayacaktır. Felsefi düşüncenin gelişimini insanlığın zihniyet gelişimi içinde izafi olarak değerlendirmek de bütünlüklü bakış açısından önem arz etmektedir. Bu açıdan felsefi düşünme konusunda doğru ve bütünlüklü bir kavrayışa ulaşmak, felsefeyi çeşitli yönleriyle incelemeyi gerektirmektedir.

Kuşkusuz ki, insanın yaşamı anlama arayışı düşünme ile başlamıştır. Felsefeyi de bir düşünme biçimi olarak tanımladığımızda: “düşünme nedir? İnsanın zihinsel gelişiminde kaç çeşit düşünme biçimi vardır?” soruları ve bu sorulara verilecek cevaplar içerisinde felsefeyi izah etmek belki de doğruya daha yakın bir başlangıç olacaktır.

İnsanlığın zihniyet gelişiminde anlam arayışı yaşam koşullarına ve insanın ulaşmış olduğu toplumsal ve kültürel düzeye göre izafi olarak çeşitli düşünce biçimlerini başat hale getirmiştir. Her yeni zihniyet bir öncekinin bağrında ve o dönemdeki yaygın düşünme biçimlerinin yarattığı birikimler üzerinde şekillenmiştir. Dolayısıyla bir önceki zihniyet ve düşünce biçimi bir sonraki zihniyet ve düşünceden kopuk olmamıştır; yani yeni zihniyet ve düşünce biçimi bir önceki zihniyet ve düşüncenin bağrında gelişirken, eski düşünce biçimleri de yeni düşünce biçimi içinde değişim- dönüşüme uğrayarak, insanın maddi ve manevi yaşamını daha da zenginleştirip, derinleştirerek olgunlaştırmıştır.

“Felsefeyle Tanışma” amacıyla yapılan bu çalışmaya “Felsefeye Giriş” adını uygun gördük. Felsefeyle tanışma aşamasında önemli bir diğer konu ise bağlantılı olarak “Felsefenin Alanlarına” ilişkin tartışma, çalışma ve yöntemler konusu olacaktır.

1. Düşünme Biçimleri ve Felsefe

Her düşünen Filozof mudur? Bir Sanatçı, Ozan, Bilimci ile Filozof arasındaki fark nedir? Bu sorulara cevap arayışımızı son insan türünün binlerce yıllık mutasyonları sonucunda insan beyninde oluşmuş zihin, işlevleri ve düşünme olgularından başlayalım.

1.1. Düşünme Nedir? Kaç Çeşit Düşünme Vardır?

Zihnin üç önemli işlevi ve kapasitesi vardır; bilişim, duygulanım ve istenç.

Bilişim; zihnin algılama, dikkat etme, fark etme, hatırlama, düşünme, inanma, anlama, hayal etme, imgeleme, vb. işlevleridir.

Duygulanım; zihindeki bedensel duyumlar, hisler, duygular vb. etkileşimlerdir.

İstenç (Aşk); zihindeki arzular, güdüler, kararlar, niyetler, çabalamalar, yapar gibi görünme vb. dürtülerdir.

Düşünmek, insan zihnindeki bilişsel etkinliğidir. Bilişsel olarak insanın herhangi bir şey veya konuya ilişkin zihin yoluyla yaptığı soyutlama faaliyetidir. “Kavramlaştırma” insan zihninin gerçekleştirdiği belki ilk ama kesinlikle en önemli soyutlama etkinliğidir. En eski kavramlaştırmaların “Mama/ Ana”, “Kaka/ dayı”, “Papa/ Baba” gibi kavramlaştırmalar olduğu tahmin edilmektedir.

Düşünce, insanın bilişsel etkinliği sonucunda ortaya çıkan bilgilerdir. İnsanın yaşamda karşılaştığı doğal veya toplumsal olay ve olguları anlama sürecinde ortaya çıkan soyutlamalardır. Dolayısıyla düşünme insanlaşmayla başlamıştır. Çeşitli insansı türlerin biyo- antropolojik ve Sosyal- antropolojik değişimlere uğraması sürecinde insan zihninde gerçekleşmiştir. İnsan zihninin doğal ve toplumsal olay ve olguları anlama arayışı sürecinde birçok düşünme biçimleri ve yöntemleri ortaya çıkarmıştır. Homo Sapiens Sapiens türünün zihninde gerçekleşmiş olan düşünme biçimlerini kategorik olarak sembolik, mitsel, dinsel, bilimsel ve felsefi düşünme biçimleri olarak tanımlaya biliriz.

Sembolik düşünme biçimi, zihnin “soyutlamayı somutlaştırma” etkinliğine dayanır. Bunu yaşamının temel uğraşı haline getirenlere “sanatçı/ arte” denilir. Mitsel düşünme, zihnin düşsel imgeleme yetisine dayanır ve bu düşünme biçimi Ozan ve Edebiyatçılarda güçlüdür. Sezgisel düşünme, zihnin sezgisel ve inanç yetisine dayanır. Ruhbanlar, Kahinler ve Peygamberlerde bu düşünme biçimi gelişkindir. Bilimsel düşünme; zihnin algılama ve bedendeki duyum organlarıyla pratikte deneyimleme yetisine dayanır. Büyücü/ Şifacı (Magie) ve Bilim İnsanlarında gelişkindir.

Felsefi düşünme ise; düşsel imgelemeye ve dinsel dogmalara dayanmadan, doğal ve toplumsal olguları akılsal ve duyumsal bilgi edinme yeteneği ile açıklamaya çalışır. Dolayısıyla insanın soyutlama gücüne dayanır.

2.2. Felsefe Nedir?

Etimolojik Olarak Felsefe;

Tüm olgularda olduğu gibi Kavram- anlam ilişkisinde de “zaman” yani “doğuş/ başlangıç” noktası çok önemlidir. Dolayısıyla Etimolojiden faydalanmak kaçınılmazdır. Elbette ki, Felse-fenin bütünlüklü bir tanımını yapmak için sadece Etimolojik açıklanmasını yapmak yeterli ol-mayacaktır. Ancak Etimolojik izah, kapsamlı bir felsefe tanımı için başlangıç noktası olarak değerlendirilebilir.

“Felsefe” köken olarak Grekçe ‘’Φιλοσοφία/ Filosofia’’ kelimesinden gelmektedir. Bu kelime Farsça, Kürtçe, Arami- Süryaniceye ve Arapçaya ‘’Felsefe’’ biçiminde geçmiş ve telaf-fuz edilmiştir. Türkçeye de bu diller üzerinden geçmiştir. Bunun için asıl biçimi olan ‘’Φιλοσοφία/ Filosofia’’ kelimesini incelemek gerekir.

Filosofia kelimesi Eski Grekçede “φιλόσοφος/ filósofos” kelimesinden türetilmiştir. Önceleri ‘’Filosofos” ya da “φιλειντο σοφός/ Fileinto Sofos; O bilge bir adamdı’’ olarak kullanılmıştır. “φιλιά/ Filia; dostluk” ya da en yaygın biçimiyle “φίλος/ Filos; arkadaş” an-lamında kullanılır. Eski Grekçede “Sophon”, varlık içinde var olandır. Buradan “σοφία/ So-fia; bilgelik” kelimesi yaygınlaşmıştır. Böylece Grek kültüründe ‘’Filo’’ kavramı ‘’sofos’’ kav-ramıyla birleştirilerek, önce ‘’filosofos’’ daha sonra da “ία/ ia” eki getirilerek “φιλοσοφία/ filo-sofía” şeklinde genelleşmiştir.

Bir görüşe göre ‘’Sofia’’ Grek mitolojisinde tanrısallığın “dişil ve bilgelik” yanını ifade etmektedir. Zaten ‘’sofia-sofia-sofi-sofya-Safiye’’ kadın ismi olarak da yaygınca kullanılmaktadır. Sümer mitolojisinde de ‘’Ninhursak’’ dağ tanrıçası ve bilge ana olarak geçmektedir. Bu yönüyle Neolitik dönemin “Bilge Anasını” çağrıştırmaktadır.

Daha sonraları Bilge Ana ve doğa özdeşleştirildiğinden, neolitik dönemde tüm gıdaları doğuran doğaya ve dolayısıyla tarım ve hayvancılık bilgisine, yani doğa bilgisine sahip olan Ana tanrıça arkadaşlığı ile özdeşleştirilmiştir.

Antik Helenlerde “bilgelik tutkusu ve arkadaşlığı” anlamındaki “φιλοσοφία/ filosofía” kavramı esas alınarak başlangıçta her türden bilimsel araştırmacı için "filozof" sıfatı olarak kullanılmıştır.

* Felsefe ve Hikmet (Sofia/ Bilgelik) İlişkisi;

“Hikmet” Arapça “hkm” “bilmek” kökünden türetilmiştir, “bilgelik” anlamına gelir. Bilgelik, hakikatin bilincine ulaşmak yani varlık, insan, bilgi ve değerler üzerine tam ve bütün-lüklü anlayışa ulaşmaktır. Felsefe ise, hakikat arayışında hikmete yönelmektir. Bilgelik/ Hikmet tutkusu, arkadaşlığı ve dostluğudur.

* “Felsefe” Kavramını İlk Kullanan Kimdir?

Herakleitos (MÖ 540- 480) “Filosophos” olarak kullanmıştır.

Herakleides Pontilos‘a (MÖ 387- 312) göre; Πυθαγόρας/ Pythagóras (MÖ 570- 496) “ben bir Filosophos’um…Bilgelik ve bilgi tutkunuyum” şeklinde kullanmıştır.

Platon ve Aristoteles “φιλοσοφία/ filosofia” şeklinde kullanmış ve kesinleştirmişlerdir.

* Anlambilimsel (Semantik) olarak Felsefe;

İlk dönemlerde felsefenin “bilgelik tutkusu” olarak belirlendiğini görüyoruz. Peki, felsefenin gelmiş olduğu bugünkü düzeyini sadece etimolojik olarak izah etmek yeterli midir? İnsanın tarihsel zihniyet gelişimine, felsefenin gelişim diyalektiğine ve öznel özelliğine baktığımızda, felsefeyi artık tek başına “bilgelik tutkusu” olarak izah etmenin yeterli olmayacağı anlaşılmaktadır.

Felsefe öznel olduğu için geçmişten günümüze kadar birçok filozof kendisine özgün çeşitli felsefe tanımlarını yapmışlardır. Tüm bu tanımlar içerisinde Platon, Aristoteles, Hegel ve Marks’ın yapmış olduğu tanımlar, diğer tanımlamaları özetler niteliktedir. Dolayısıyla bu tanımlamalar üzerinde durmaya çalışacağız.

Herakleitos (MÖ 535- 475) ve Pythagóras (MÖ 570- 495), “Sophos; Bilgelik” ile ilişkilendirerek adlandırmaya çalışmıştır.

Platon’a (MÖ 427- 347) göre; “doğruya varmak, var olanı bilmek için düşüncenin yöntemli bir çalışmasıdır.”

Aristoteles’e (MÖ 384- 322) göre; “var olanın ilk temellerini ve ilkelerini araştıran bilimdir, ilkeler bilimidir.”

Hegel’e (1770- 1831) göre; “Fikrin gelişmesinin mantık yoluyla yeniden kurulmasıdır.”

Marks’a (1818- 1883) göre ise; “Dünya’nın hareketi üzerinde düşüncenin hareketini göstermeye ve aklın diyalektiğini yeniden kurmaya çalışmak” demektir.

Tüm bu tanımlarda ‘’akıl-us’’ ortak noktadır. O halde, felsefe, insanın akla uygun davranmasını esas alır. Ancak sadece akıl gücü ile sınırlı kalmaz, diğer düşünme biçimlerinin ortaya çıkardığı buluşlar ve bilgilerle beslenerek konu edindiği varlığı sorgulamayı süreklileştirme ve onun hakikatine (bilincine) ulaşma çabası ve etkinliğidir.

Felsefe, insanın “varlık içinde var olana ulaşma çabasının” bilgelik tutkusuyla Felsefeye yani ‘’varlığa ilişkin bir düşünme etkinliğine’’ dönüşmesidir. Bu düşünme etkinliğinin akla dayalı sorgulamalarla yapılması felsefi düşüncenin özgünlüğünü ve öznelliğini ortaya çıkartmıştır. Dolayısıyla Felsefenin tanımını yaparken “akla ve mantıksallığa” vurgu yapmanın gerekliliği anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak Felsefe, akla dayalı düşünme biçimidir. İnsanın akıl yoluyla evren, doğa, toplum, insan, bilgi ve değerlere ilişkin, kısaca varlığa, varlıklara (somut veya soyut) ve yaşamın tüm alanlarına ilişkin akla dayalı düşünme biçimidir.