Bir Kürt atasözü der ki: “Bilgilisin fakat bilge değilsin”

Eskilerin “malumatfuruş” dediği bir tip vardır; yeterince bilgi sahibi olmadan ahkâm kesen, bilgiyi gösteriş malzemesi yapan ve hatta bir yarış veya tahakküm aracına çeviren insan tipi. Bugün bu tip sosyal medyada, akademide, hatta gündelik hayatta her yerde karşımıza çıkıyor.

Ancak kanaatimce bu söz, çok daha derin ve farklı bir soruna işaret ediyor. Malumat sahibi olmak ile muhakeme edebilmek farklı şeyler. Bilgi tek başına yeterli değildir. Bilgelik; mantık, eleştirel düşünme, doğru zamanda ve zeminde doğru söz söylemek ya da susmak; sabır, metanet, tolerans ve hoşgörü gibi birçok zihni meziyeti ve fazileti içinde barındırır. O yüzden bu söz, bilgili olmak ile bilge olmak arasında net bir sınır çiziyor.

Bugün veri uygarlığı kurduk ama ‘enformatik cehalet’ gibi bir sorunla karşı karşıyayız. Bilgi çok, fakat onu mukayese etme, birleştirme, ayrıştırma ve anlamlandırma gibi analitik işlemlerden geçirip değerlendirme yapacak yetiye sahip değiliz.

Ansiklopedik bilgiler insanı bilge yapmaz; bu olsa olsa bilgi hamallığı olur ya da kişiyi bir flaş belleğe dönüştürür. Kur’an’daki o sert ama isabetli benzetmeyi hatırlayın: “Kitap yüklü eşekler". Bu ifade, tam da içinde bulunduğumuz içler acısı hâli tarif ediyor.

Bir diğer mesele de aşırı derecede uzmanlaşmanın veya spesifikleşmenin, bütünü görmeyi dolayısıyla esaslı çıkarım yapmayı zorlaştırmasıdır. O klasik örneği bilirsiniz: Bir grup kör, bir file dokunur, ama her biri farklı bir yerine temas eder. Kulağına dokunan yelpazeye, bacağına dokunan direğe, kuyruğuna dokunan halata benzetir. Her biri kendi deneyimini mutlak sanır. Gerçeğin tamamına ulaşamazlar, çünkü bakışları bütün değildir. Bugün biz de öyleyiz: Herkes el yordamıyla bir parçaya dokunuyor, ama kimse bütünü görmüyor. Uzmanlaştıkça daraldık, bildikçe körleştik.

İnsanın bilgiyle ilişkisi “ne kadar bildiğiyle” değil, “bildiğini neye dönüştürdüğüyle” ölçülür. Bilge insan, bilgiyi bir ahlaka, bir tavra, bir dengeye dönüştürür. Bilgi artık insanı büyütmüyor, sadece şişiriyor. ‘Bilgi obezitesi’ diye bir olgu var artık. Bilgiyle şişen, ama irfanla incelmeyen bir insanlık…

Bunu sorgulamamız gerekiyor: Bugün maruz kaldığımız bilgi bombardımanı, bizi gerçekten daha derin düşünen, daha sağduyulu, daha insani bireylere mi dönüştürüyor, yoksa sadece bizi yoran ve yıpratan bir keşmekeş mi yaratıyor? Ve belki de en önemlisi: Bilginin fazlalığı mı, yoksa bilginin işlenme biçimi mi bizi bilge yapar?