AK Parti'nin kurucularından, eski Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Serbestiyet’te kaleme aldığı yazısında İslami camiaya yönelik dikkat çeken eleştirilerde bulundu. Suriye’deki gelişmeler, ırkçılık tartışmaları ve Türkiye’deki Kürt meselesi üzerinden değerlendirmeler yapan Çelik, özellikle 1990’lı yıllardaki devlet politikaları karşısında dindar çevrelerin sessiz kaldığını savundu.

Irkçılık tartışmalarını tarihsel bir bağlama oturtan Çelik, 'öğrenci andı' üzerinden şu ifadeleri kullandı:

Cumhuriyetin 10. yılında, dönemin Millî Eğitim Bakanı Reşid Galib’in bizzat yazıp ilk defa kendisinin okuduğu öğrenci andı, 2013’e kadar her sabah öğrencilere toplu olarak ve yüksek sesle okutuldu. Ant, ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım’ şeklinde başlıyordu. Bu andı, gayrimüslimler dâhil Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olup da Türk olmayan herkesin okuması da mecburi idi. (...) Neyse ki, ancak komünist ve faşist ülkelerde benzeri bulunan öğrenci andı, 2013’te tamamen kaldırılarak bir ayıp temizlenmiş oldu. O gün öğrenci andını kaldıran AK Parti hükümeti, bugün ortağıyla buna imza atabilir miydi? sorusunun cevabını okuyucuların takdirine bırakıyorum.

“Kürt meselesinde ırkçı refleksler gösteriliyor”

Çelik, Kürt meselesi söz konusu olduğunda dindar kesimlerde dahi ırkçı reflekslerin ortaya çıkabildiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:

Bütün Kürtleri PKK ile özdeşleştirme gayretleri ne yazık ki yaygın hâle gelmeye başladı. Hâlbuki Türkiye’de yaşayan takriben yirmi beş milyon Kürt’ün, PKK çizgisindeki partilere en fazla beş milyonu destek veriyor. Buna rağmen günlük hayatında, dinî inançları ve dinî yaşayışı her şeyin önünde olan azımsanmayacak bir kitle, Kürt meselesi ve Kürtlerin en masum kültürel hakları gündeme geldiği zaman çok rahatlıkla ırkçı refleksler gösterebiliyor. Ne yazık ki dillerinden ‘ümmet’ kelimesi düşmeyen İslami cemaatlerin önemli bir kısmının, bu kelime kalplerine nüfuz edemiyor. Milliyetçilik, ümmetçilik ambalajına sarılarak servis ediliyor. Hem bu durum hem de devletin bölgeci ve ırkçı politikaları her geçen gün daha fazla Kürt’ü, ne yazık ki PKK’nın veya onun paralelinde faaliyet gösteren yapılanmaların kucağına itiyor.

“Faili meçhullere, köy boşaltmalara sessiz kalındı”

1990’lı yıllardaki uygulamalara da değinen Çelik, İslami camianın bu süreçte yeterli tepkiyi göstermediğini söyledi:

Somali, Sudan, Mısır, Arakan, Myanmar, Filipinler ve benzeri diyarlardaki Müslümanlarla ilgili bir sıkıntı olduğu zaman tepki gösteren, dayanışma hâlinde olan, hatta ciddi maddi yardımlarda bulunan İslami cemaatler ve mütedeyyin camia, kendi ülkelerinde 90’lı yıllarda sergilenen faili meçhul cinayetlere, gözaltında kaybolmalara, köy boşaltmalara, Kürtlere devlet eliyle yapılan her türlü kötü muameleye seyirci ve sessiz kaldılar. Bunda elbette PKK’nın ekmeğine yağ sürme endişesi vardı. Ancak sıradan, PKK’ya en ufak sempati duymayan, hatta çocuğunu askere gönderip PKK ile silahlı mücadele yapılmasına destek veren, zaman zaman devlet ile PKK’nın baskıları arasında çaresiz kalmış olan Kürt vatandaşların günahı neydi?

“Kuzey Suriye’deki Kürt Müslümanlara karşı umursamazlık var”

Çelik, yazısında Kuzey Suriye’deki Kürtlere yönelik yaklaşımı da eleştirerek şu ifadeleri kullandı:

Köyde küçük bir azınlık PKK’ya destek verip yardım ve yatakçılık yaptı diye bütün bir köyü boşaltıp, hatta yakıp kurunun yanında yaşı da yakan politikalar, imanlı ve vicdanlı Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt olmayan Müslüman vatandaşlarından tepki görmeyi hak etmiyor muydu? Dünyanın diğer uçlarındaki Müslümanlar için endişe duyup da kendi ülkelerindeki, Kuzey Suriye’deki Kürt Müslümanlara karşı umursamaz bir tutum içinde olmak dinen ve ahlaken cevaplandırılması gereken bir durumdur. Bugün Türkiye’deki ve Kuzey Suriye’deki hatırı sayılır sayıdaki Kürt PKK’ya müzahir ise bunda bu yaklaşımın çok ciddi payı vardır.

“Kürtlerin haklarına solcular sahip çıktı”

Çelik, Türkiye’de Kürt hakları konusunda muhafazakâr kesimin yeterince duyarlı davranmadığını belirterek yazısını şu sözlerle tamamladı:

Türkiye’de oldum olası Kürtlerin haklarına solcular sahip çıktığı hâlde (Kemalist solcular değil), sağcıların ve muhafazakârların umursamaz olması üzerinde durulması gereken bir durumdur. Malumdur ki size yapılan bir haksızlık canınızı acıtıyorsa siz canlısınız; ancak başkasına yapılan haksızlık canınızı acıtıyorsa siz o zaman insansınız.