Son günlerde dünya genelinde yeniden gündeme gelen hantavirüs vakaları kamuoyunda endişeye neden oldu. Özellikle kruvaziyer gemisi bağlantılı vakaların ardından virüs yeniden tartışılırken, Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Aytaç Çetinkaya hantavirüsün yeni ortaya çıkan bir hastalık olmadığını söyledi.
Çetinkaya, virüsün ilk kez Kore Savaşı sırasında dikkat çektiğini belirterek, “Virüs ismini Kore’de bulunan Hantan Nehri’nden alıyor. Yaklaşık 70 yıldır bilinen bir virüs” dedi.
Türkiye'de yılda ortalama 19 vaka
Türkiye’de de hantavirüs vakalarının görüldüğünü belirten Çetinkaya, 2009-2025 yılları arasında yılda ortalama 19 vakanın kayıtlara geçtiğini söyledi.
Son 17 yılda toplam 336 vakanın bildirildiğini aktaran Çetinkaya, bu süreçte 16 kişinin hayatını kaybettiğini ifade etti.
Kemirgen teması en büyük risk
Virüsün en sık bulaş yolunun kemirgenlerle temas olduğunu vurgulayan Çetinkaya, özellikle fare ve benzeri hayvanların idrarı, dışkısı ve salyasıyla temasın risk oluşturduğunu belirtti.
Uzun süre kapalı kalan depo, ahır ve kulübe gibi alanların temizliği sırasında bulaş riskinin arttığını söyleyen Çetinkaya, dikkatli olunması gerektiğini kaydetti.
Grip ile karıştırılabiliyor
Hantavirüs belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını belirten Çetinkaya, yüksek ateş, halsizlik, eklem ağrısı, öksürük ve ishal gibi belirtilerin görülebileceğini söyledi.
Bazı vakalarda ciltte peteşiyal döküntüler ile kola renginde idrar görülebileceğini ifade eden Çetinkaya, özellikle düşmeyen ateşin önemli bir belirti olduğuna dikkat çekti.
İki farklı tipi bulunuyor
Uzmanlara göre hantavirüsün Avrupa-Doğu Asya ve Amerika tipi olmak üzere iki ana türü bulunuyor.
Avrupa ve Doğu Asya tipi daha çok böbrekleri etkilerken, Amerika tipi ise akciğer, kalp ve böbrek yetmezliğiyle birlikte daha ağır tablolar oluşturabiliyor.
"Panik oluşturacak tablo yok"
Son günlerde gündeme gelen vakalara rağmen küresel çapta panik yaratacak bir durum olmadığını belirten Çetinkaya, bazı antiviral ilaçların ölüm oranlarını ciddi şekilde düşürdüğünü söyledi.
Çetinkaya, sağlık otoritelerinin küresel hareketlilik nedeniyle süreci dikkatle izlediğini ancak doğrulanmış yaygın bir salgın tablosunun bulunmadığını ifade etti.