Ölümünün 22. yılında, İngiliz akademisyen Judah Benzion Segal’in Urfa’ya olan tutkusu hâlâ yankılanıyor. Savaş kahramanı ve dilbilimci olan Segal, bu kadim şehre sadece bilimsel merakıyla değil, derin bir sevgiyle bağlandı; Urfa’nın fahri hemşehrisi olarak unutulmaz bir miras bıraktı.
Savaş alanından Urfa’nın sokaklarına
Judah Benzion Segal 1912’de İngiltere’de dünyaya geldi. Babası saygın bir İbrani bilginiydi, o ise çocuk yaşta kitapların dünyasında büyüdü. Ancak gençlik yıllarında hayat onu farklı bir yöne savurdu: II. Dünya Savaşı.
Segal, Ortadoğu’da ülkesi adına gizli görevlerde bulundu. İyi düzeyde konuştuğu Arapça sayesinde çölün ortasında düşman hatlarının arkasına geçerek bilgi topladı. Hatta Rommel’in ordularının planlarını çözen istihbaratçılardan biri oldu. Cesareti sayesinde “Askeri Haç” madalyası kazandı.
II. Dünya Savaşı sırasında defalarca ölümle burun buruna gelen bu adam, yıllar sonra Urfa’nın dar sokaklarında elinde defter ve fotoğraf makinesiyle mozaik arayacaktı.
Neden Urfa?
Savaştan sonra Segal akademiye döndü. Londra’daki SOAS’ta (Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu) profesörlüğe yükseldi, Süryanice ve Aramice üzerine dünya çapında uzman oldu. Ve işte bu noktada yolları Urfa’ya çıktı.
Çünkü Urfa, yani antik adıyla Edessa, Süryanice’nin beşiği ve erken Hristiyanlığın merkezlerinden biriydi. Segal için Urfa sadece bir şehir değil, çalışmalarının kalbini temsil ediyordu.
Yani Segal'in Urfa'ya olan derin ilgisi, tesadüfi bir seçim değildi; aksine, akademik uzmanlığının doğal bir uzantısıydı. Bir Semitist olarak, Süryanice'nin kökenlerini ve gelişimini anlamak onun için hayatiydi. Antik adı Edessa olan Urfa, Süryanice'nin doğduğu yer ve erken Hristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri olarak kabul ediliyordu. Bir dilin gelişimini incelemek, o dilin kültürel ve coğrafi beşiğine inmekle eş anlamlıydı. Bu bağlamda, Segal için Edessa, Semitik diller, erken Hristiyanlık tarihi ve Yahudi tarihi gibi çeşitli ilgi alanlarının kesiştiği ideal bir noktaydı.
Urfa’ya yaptığı beş yolculuk
Segal, 1952 ile 1966 arasında Urfa’ya beş kez geldi. Onun gelişleri tesadüfi turist gezileri değildi; planlı, ısrarlı ve tutkulu araştırma seferleriydi:
1952 yılındaki ilk Urfa ziyaretinde şehri tanıdı, gözlemledi. Daha sonraki ziyaretlerinde Pagan, Süryanice yazıtları ve mozaikleri kayda geçirdi. 1966 yılındaki son gezisinde kitabı için eksiklikleri tamamladı ve son notlarını aldı.
Taşlara saklı hikâyeler
Segal’in bulduğu mozaikler, sadece taş parçaları değildi; şehrin ruhunu anlatıyordu. Kiminde Orpheus’un lir çaldığını, kiminde Süryanice yazıtlarla süslenmiş figürler vardı. Yani Greko-Romen mitolojisiyle yerel kültür aynı mozaiğe işlenmişti.
Bu, Urfa’nın çok katmanlı kimliğini dünyaya anlatan bir keşifti. Maalesef onun kayda geçirdiği mozaiklerin tümü ya çalındı, ya tahrip edildi. Şu anda hiç biri mevcut değil.
Bir başyapıt: Edessa, 'The Blessed City
1970 yılında yayımlanan "Edessa, 'The Blessed City'", Judah Benzion Segal'in akademik kariyerinin zirvesi ve gerçek bir başyapıt olarak kabul edilir. Üç yüzü aşkın sayfa, zengin görseller ve titiz bir akademik çalışmayla dolu bu eser, Edessa'nın kuruluşundan Haçlı Seferleri dönemine kadar olan tüm tarihi süreçlerini detaylı bir şekilde inceler. Kitap, hem uzmanlar hem de genel okuyucular için anlaşılır ve ilgi çekici bir dille yazılmış olmasıyla dikkat çeker. Bu çift yönlü başarı, eserin yayımlandığı günden bu yana alanında bir "klasik" haline gelmesini ve Edessa tarihi üzerine yazılmış "aşılamamış" bir eser olarak kabul edilmesini sağlamıştır.
Urfa’nın fahri hemşehrisi
Ancak kitabın etkisi sadece akademik çevrelerle sınırlı kalmadı. Segal'in Urfa'nın tarihi ve kültürel mirasına yaptığı bu olağanüstü katkı, yerel halk tarafından da büyük takdirle karşılandı. Öyle ki, 1973 yılında kendisine "Urfa Şehri Fahri Hemşehrisi" unvanı verildi. Bu, bir bilimsel eserin sadece akademik bir başarı olmanın ötesinde, çalıştığı şehrin halkı ve yerel yönetimi tarafından da takdir edildiğini gösteren nadir bir örnektir. Segal, sadece bir tarihçi değil, aynı zamanda çalıştığı coğrafyanın kültürel hafızasına sahip çıkan ve onu uluslararası platforma taşıyan bir figür olarak Urfa'nın gönüllü elçisi oldu.
Urfa’ya bıraktığı iz
Segal 2003’te vefat etti. Ama onun Urfa’ya bıraktığı miras hâlâ yaşıyor. Onun çalışmaları sayesinde Urfa, sadece yerel tarihçiler için değil, dünya akademisi için de eşsiz bir araştırma merkezi haline geldi.
Belki de bu yüzden Segal’in hikâyesi bize şunu hatırlatıyor: Urfa sadece geçmişin şehri değil, insanları kendine bağlayan yaşayan bir miras.
dogupost