Gündem

Urfa Baro Başkanı: Mesele Kürt olunca TBB de sessiz kaldı

Suriye'de insanlık suçu işlendiğini söyleyen Şanlıurfa Baro Başkanı Abdullah Öncel, Türkiye Barolar Birliği'nin (TBB) de yaşananlara sessiz kaldığını belirterek, “Sınır kapısının açılması için resmi başvuruda bulunduk ancak hala dönüş yapılmadı” dedi.

Şanlıurfa Baro Başkanı Abdullah Öncel, Suriye'de yaşanan olaylara dair değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’deki sürecin kilit noktasının Suriye olduğunu belirten Öncel, şu ifadeleri kullandı:

Bütün aktörler hem Türkiye hem Suriye hem Kürt tarafı bütün görüşmelerin odağının Suriye’de ki gelişmelere göre şekilleneceği yönünde açıklamalarda bulunuyordu. Gördüğümüz kadarıyla da Suriye hükümetini tamamen Türkiye yönlendiriyor. Üzülerek şunu ifade etmek istiyorum ki; özellikle Türkiye tarafının Kürt bölgesine karşı bakış açısı ve artan Kürt karşıtı söylemler ciddi rahatsızlık yaratıyor.

"KOBANİ SURUÇ DEMEKTİR"

Öncel, yüzyıllardır kardeşlikten bahsedildiğini ancak bunun olmadığını belirterek şunları kaydetti:

Halen kardeş olamamışız. Sınırın öte tarafında, Suruç’ta, Ceylanpınar'da, Nusaybin’de, Cizre’de yaşayan halkımızın akrabaları var. Hepimizin akrabaları var. Kobani, Suruç demektir, Suruç Kobani demektir. Nusaybin Kamışlı, Kamışlı Nusaybin demektir. Bundan yüzyıllar önce emperyal güçler Suriye ve Türkiye sınır hattını belirlerken, birinci derece akrabalarımız sınırın öte tarafında kaldı. Sınırın öte tarafında yaşayanlar bizim bir parçamız. Fakat özellikle son dönemdeki söylemler Kürt halkında inanılmaz derecede ciddi bir kırılma yarattı. Sürekli nefret söylemleri ve halkı kriminalize eden söylemler açığa çıktı.

"NEFRET SÖYLEMLERİNE SON VERİLMELİ"

Kürt halkının kendi dili, kültürü ve gerçekliği ile yaşamak için mücadele ettiğini söyleyen Öncel, şöyle konuştu:

Bunu kabul etmek gerekiyordu ama maalesef ciddi bir blok konuldu. Orada IŞİD’in türevleri, HTŞ çeteleri, yüzlerce insanı katlettiler, kadınları katlettiler, çocukları katlettiler. Bir halk yok olmak üzereydi...Rojava'da yaşayan halklar ile çok iyi kardeşlik ilişkisi, komşuluk ilişkisi yaşanabilirdi. Bu travmanın devam etmemesi gerekiyor. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin ve kardeşlik hukukundan dem vuran kişi veya kişilerin bu nefret söylemlerine son vermesi gerekiyor.

TBB’YE ELEŞTİRİ

Saldırıların Kürt halkında ciddi bir tepkiye neden olduğunu, özellikle sınır ilçelerde bunun daha görünür olduğunu vurgulayan Öncel, bunu açığa çıkan protesto eylemleriyle gördüklerini ifade etti. Öncel, TBB'yi de eleştirerek, şunları belirtti:

5 tane çocuğumuz Kobani’de donarak yaşamını yitirdi. Urfa Barosu olarak bu olay meydana geldikten hemen sonra Türkiye'deki tüm baroların çocuk hakları merkezlerine bu durumu bildirdik. Bölge baroları sürecin en başından itibaren duyarlılık ve aktif bir şekilde ilgi gösterdi. Hatta çatı örgütümüz Türkiye Barolar Birliği'ne de bildirdik. Ancak sırf Kürt oldukları için Kobani’de yaşadıkları için, bu tarz kurumların tepkisiz kalması beni inanılmaz üzdü. Bunu da her platformda dile getirdik. Halbuki çocuk ölümlerine karşı toplumun ne kadar duyarlı olduğunu biliyoruz. Ama konu Kobani’de ki kardeşlerimiz, çocuklarımız olunca toplumun bir kesiminin sessiz kalması gerçekten bizleri derinden üzdü.

"İNSANLIK SUÇU İŞLENDİ"

Suriye'nin kuzeyine dönük bir dizi insanlık suçunun işlendiğini ifade eden Öncel, anlaşmanın hayata geçirilmesi ile birlikte işlenen insanlık suçlarının daha net ortaya çıkabileceğini belirtti. Öncel, “Bu vahşet kabul edilebilir bir durum değil. İnsanlık suçudur. Buna Türkiye'deki tüm demokrat kurumların tepki göstermesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler, UNESCO, Avrupa Birliği tüm kurumların sert bir şekilde tepki göstermesi gerekir” dedi.

Yapılan anlaşmaya dikkat çeken Öncel, şu ifadeleri kullandı:

Bu anlaşmanın garantör ülkeleri var. Yani Birleşmiş Milletler orada bir koridor oluşturabilir. Birleşmiş Milletler gözlemcileri orada görev alabilir. Veya garantör ülkeler oraya temsilci gönderebilirler. Çünkü gerçekten bu yapının geçmişine baktığımız zaman çok da iyi bir pratiğinin olmadığını söyleyebiliriz. Kafa kesen, insanları katleden, kadını ve çocukları yok sayan, ifade özgürlüğünü hiçbir şekilde kabul etmeyen tekçi bir anlayış hakim olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla orada mutlak şekilde uluslararası gözlemcilerin, Birleşmiş Milletlerin, Avrupa Birliği'nin veya garantör ülkelerin orada bulunması, insan hak ve hukukunu koruma adına belli bir süre görev almaları gerekiyor diye düşünüyorum.

"KOBANİ’DE KUŞATMA ALTINDA"

Kobanİ'deki duruma dair konuşan Öncel, Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılması için baro olarak resmi başvuruda bulunduklarını, ancak hala kendilerine dönüş yapılmadığını ifade etti. Öncel, şunları söyledi:

Bu sürecin başarıya ulaşması en azından halktaki o hayal kırıklığını önleme adına şu yapılabilir. Türkiye Cumhuriyeti tarafından hemen Mürşitpınar Sınır Kapısı açılabilir. Bunun, toplumdaki yaşanılan hayal kırıklığını ciddi anlamda ortadan kaldırabileceğini düşünüyorum. Ve bunun yapılması da gerekiyor. Kobanê’de hala elektrik, su, gıda yok. Bu bir insanlık suçu. Çocuklar gıda bulamıyor, ekmek bulamıyor vatandaşlarımız. Tam anlamıyla bir kuşatma altında oradaki halk.

"KARDEŞLİK HUKUKU GEREKİYOR"

Kürt sorununun demokratik temelde çözümünü herkesin istediğini vurgulayan Öncel, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bir kardeşlik hukukunun temin edilmesi gerekiyor. Son süreçte faşizmin hortlatıldığını gördük. Barış, çözüm diyorlar, aylardır tek bir adım atılmadı. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nı açmayarak, halkta ki güvensizliği daha da arttırdılar. Sürece dair bugüne kadar hukuki bir düzenlemenin yapılmaması, son süreçte yapılan gösteri ve yürüyüşlere orantısız güç kullanılması, insanların tutuklanması halkta sürece dair güvensizliği arttırdı ve niyete de gölge düşürdüğünü söyleyebilirim.