Dünya, sessiz ama derin bir krizin eşiğinde. Adı ne savaş ne de salgın… Fakat her yıl milyonlarca insanı etkileyen bu tehlike, hastalıklardan değil, bizzat “tedavi” adı altında yapılan yanlışlardan doğuyor: Gereksiz ve fazla ilaç kullanımı.
Küresel ölçekte hızla artıyor
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 2025 Ekim’inde yayımladığı son rapora göre, antibiyotik direnci artık küresel sağlık güvenliği tehdidi boyutuna ulaştı. Rapor, 2023 yılı itibariyle laboratuvar onaylı her 6 bakteriyel enfeksiyondan 1’inin antibiyotiklere dirençli hale geldiğini ortaya koydu. Bu oran sadece beş yıl önce yüzde 10’un altındaydı. Yani insanlık, ilacın artık hastalığı yenemediği bir döneme doğru sürükleniyor.
Harvard Üniversitesi’nden Klein ve arkadaşlarının 2024’te yayımladığı küresel analiz de tabloyu doğruluyor: 2016–2023 arasında antibiyotik tüketimi yüzde 16,3 oranında arttı. Bu artış özellikle orta gelirli ülkelerde dikkat çekici bir düzeyde. Uzmanlara göre kolay reçetelendirme, denetimsiz satış, yanlış kullanım alışkanlıkları ve “ilaçla iyileşme” takıntısı bu artışın temel nedenleri arasında.
Polifarmasi: Sessiz salgın
Tıp literatüründe “polifarmasi” olarak geçen çoklu ilaç kullanımı —bir kişinin aynı anda beş veya daha fazla ilaç kullanması— artık küresel ölçekte yaygın bir alışkanlık. 2024’te yayımlanan bir meta-analize göre, dünya genelinde her üç kişiden biri düzenli olarak beşten fazla ilaç kullanıyor. Yaşlı nüfusta bu oran yüzde 45’e kadar çıkıyor. Her ilaç bir diğerinin yan etkisini bastırırken, bazen asıl hastalığın önüne geçiyor; bazen de görünmez bir zehre dönüşüyor. Bu tablo, ilaçların yalnızca iyileştirmediğini, aynı zamanda hastalıkların seyrini de karmaşıklaştırdığını gösteriyor.

Türkiye’de tablo daha da karmaşık
Türkiye’de yapılan araştırmalar, gereksiz ilaç kullanımının yalnızca antibiyotiklerle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. 2023 yılında yayımlanan ulusal bir sistematik inceleme, polifarmasi oranlarının yüzde 14 ile 91 arasında değiştiğini bildirdi. Özellikle yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireylerde oranlar çok daha yüksek.
Birçok çalışmada, her iki yaşlı hastadan birinin potansiyel olarak uygunsuz ilaç kullandığı tespit edilmiş durumda. Üstelik bu ilaçların bir kısmı, aynı etken maddeye sahip birden fazla markanın gereksiz biçimde reçetelenmesinden kaynaklanıyor.
OECD’nin 2024 sağlık istatistiklerine göre Türkiye, kişi başına düşen antibiyotik tüketiminde Avrupa’da ilk üçte. Yani her hastalıkta, her ağrıda, hatta sıradan bir soğuk algınlığında bile “bir kutu ilaç” beklentisi, toplumun sağlık kültürüne kök salmış durumda.

“İlaç içmeden iyileşilmez” düşüncesi
Uzmanlara göre bu tablo yalnızca sağlık politikalarından değil, kültürel alışkanlıklardan da besleniyor. “İlaç içmeden iyileşilmez” düşüncesi, özellikle yaşlı nüfusta ve kırsal bölgelerde hâlâ yaygın. Oysa ilaçların birbirleriyle etkileşimi, uzun vadede karaciğer, böbrek ve sinir sistemi üzerinde geri dönülmez hasarlara yol açabiliyor.
Eczacılar, gereksiz kullanılan ve yarıda bırakılan ilaçların bakterilerde antibiyotik direncini geliştirdiğini belirtiyor. Antibiyotik direnci, bakterilerin antibiyotiğin etkilerine karşı koyabilme kabiliyeti olarak tanımlanıyor. Bu durum, ilacın etkisiz hale gelmesine, bağırsak florasının bozulmasına, fonksiyonel kayıplara ve tekrarlayan hastalıklarda tedavisiz kalınmasına yol açabiliyor.
Üstelik yıllarca Ar-Ge çalışmalarıyla geliştirilen ilaçların etkinliğini yitirmesi, ilaç sanayini yeni ilaç üretmeye zorlarken tedavi maliyetlerini de artırıyor.
Geçmişten gelen bir alışkanlık
Bazı çalışmalara göre, gereksiz ve bilinçsiz ilaç kullanımı geçmişin zorlu sağlık koşullarından bugüne taşınan bir alışkanlık. Teknolojinin gelişmediği dönemlerde hastalıkların teşhisi ve tedavisi için gerekli tıbbi malzeme ve cihazlar yetersizdi. Bu durum insanları kısa yoldan çözüm arayışına, yani ilaca yönelmeye itti. Ancak günümüzde tanı yöntemleri gelişti, tedavi biçimleri çeşitlendi. Buna rağmen insanlar hâlâ “hemen iyileşme” isteğiyle ilaca sarılıyor ve çoğu zaman daha ciddi sağlık problemleriyle karşılaşıyor.
‘İlaçla zehri ayıran şey dozudur’
Eczacılar, ilaç tedavisinde ölçünün, miktarın ve uygun kullanımın yaşamsal önemde olduğunu vurguluyor:
“Doğru amaçla ve uygun dozda kullanıldığında ilaç, mucizevi bir panzehirdir. Ancak yanlış, gereksiz ve fazla tüketildiğinde öldürücü bir zehire dönüşebilir.”

‘Tavsiye ile ilaç kullanılmaz’
Türkiye’de yapılan araştırmalara göre birçok kişi; komşularının veya yakınlarının faydalı olduğunu söylediği ilaçları kullanıyor. Uzmanlar, bunun hatalı ve tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini hatırlatarak “tavsiye ile ilaç kullanılmaz” uyarısını yineliyor. Aynı hastalığın her kişide aynı şiddette ve seyirde ilerlemediği, hastalıkların da ilaçların da kişisel olduğu vurgulanıyor. Uzmanlar, ilacın teşhis konulduktan sonra hekimin önerdiği biçimde ve sürede kullanılması gerektiğinin altını çiziyor.
Kamu bütçesi de zarar görüyor
Sorunun sadece sağlıkla sınırlı kalmadığını vurgulayan uzmanlar, kamu bütçesinin her yıl yüz milyonlarca lirayı gereksiz ilaçlara harcadığını söylüyor. Kullanılmayan ya da yanlış kullanılan ilaçlar yalnızca bireysel sağlığı değil, ülke ekonomisini de olumsuz etkiliyor.
Çözüm: Akılcı ilaç kullanımı
Dünya Sağlık Örgütü’nün uyarısı açık: Antibiyotikler ve genel ilaç tüketiminde “akılcı kullanım” ilkesi acilen yerleşmezse, 2050’ye kadar antibiyotik direncinden kaynaklı ölümler kanserden daha fazla olacak. Türk Eczacılar Birliği ve uluslararası sağlık kuruluşları bu nedenle “Akılcı ilaç kullanımı” çağrısını yineliyor. Bu ilke, hastaya klinik bulgu ve kişisel özelliklere göre tanı konulduktan sonra ilaçların, hekim ve eczacı denetiminde, doğru amaçla, uygun dozda ve belirlenen sürede kullanılmasını öngörüyor. Uzmanlara göre çözüm yalnızca reçeteyi değil, reçete yazma kültürünü de değiştirmekten geçiyor. Eğitim, farkındalık, hekim–hasta iletişimi ve sıkı denetim… Ancak bu unsurlar bir araya gelirse “fazla ilaç” yerini “doğru tedaviye” bırakabilir.
Haber: Vedat AK





