Suriye’de neler oluyor?

“Suriye’de neler oluyor?” Genel anlamda bu soruya verilecek cevap; küreselleşme ve neo-liberal ekonomik değişimlerin neden olduğu gerilimler ve çatışmalardır. Belki “ne alaka?” diye düşünebilirsiniz. Ama maalesef gerçekleşenler bugün tüm Dünya toplumlarını etkileyen ve 1980’lerde başlatılan bir sürecin devamı. Özünde sermayeci (kapitalist) ekonomik sistemin yarattığı yapay ya da sistemsel-döngüsel krizlerin ortaya çıkardığı gerilim ve çatışmalardır.

Bunu biraz daha açıklamak gerekirse; Jack Kilby ve Robert Noyce'un 1950-1959 yıllarındaki çalışmaları sonucunda “entegre devrenin (mikroçip) icadı” ile başlayan “Bilişim İletişim (Bilgi) Teknolojik Devrimi” endüstri (sanayi) alanında da yeni bir ekonomik devrimler sürecini koşullamıştır. Sonuçta 1970-1990 yıllarında “dijital endüstri devrimi (Endüstri 3.0)” ve “Akıllı Endüstri Devrimi (Endüstri 4.0) (2000)” olarak tanımlanan ekonomik değişimler gerçekleşmiştir. Dijital ve Akıllı endüstri devrimlerinin yaygınlaşması insanların kültürel, sosyal, ekonomik yaşamında köklü değişimlere neden olmaktadır. Ancak bu yeni endüstri devrimlerinin yarattığı en önemli değişimler serisi çok boyutlu küreselleşmeyi hızlandırmasıdır. Dünyada çok boyutlu bir küreselleşmenin yansımalarını artık sonuçlarıyla birlikte yaşıyoruz.

İşte bu yeni dijital endüstriye dayalı Dünya pazarının ve uluslararası ticaretin yeniden şekillenmesi, kuvvetle muhtemeldir ki bölgemizdeki çatışmaların ve gerilimlerin en başat nedenidir. BİT devrimi ve dijital endüstri devrimi; ekonomik, sosyal ilişkiler, güvenlik, toplumsal zihniyet alanlarını etkilediği kadar siyasal sistemleri de etkilemektedir. Dolayısıyla I. Fransız Cumhuriyeti (1792-1804) ile modern uygarlıklar çağının en temel siyasal formu haline gelen “ulus devlet” formu da köklü değişimlere uğramaktadır.

“Yeni endüstri devrimleri” ve “Çok Boyutlu Küreselleşme” olgusu birçok yönüyle incelenmeye değer bir konu, çünkü yaşamımızı her yönüyle etkiliyor. Ama kanımca küreselleşmenin en önemli boyutu “sermayenin ekonomik-siyasal yayılması ve kurumlaşmasının” ifadesi olan neoliberal küreselleşmedir.

1973’lerde Şili vb. gibi yerlerde birkaç denemeden alınan sonuçlarla, Dünyanın dört ülkesinde 1980’lerde neoliberal ekonomilere geçiş süreci başlatıldı; ABD’de Ronald W. Reagan (1981-89), Birleşik Krallıkta Margaret H. Thatcher (1979-90), Çin’de Deng Şiaoping (1978-92) ve Türkiye’de Süleyman Demirel (1979-80) öncülüğünde böylesi bir süreç başlatıldı. Dolayısıyla günümüzde Suriye’de gerçekleşen olaylar serisi de bu sürecin devamıdır. Sürece henüz dahil edilememiş veya dahil olmamış (İran vb.) ülkelerde de benzer değişimler muhtemelen yaşanacaktır.

Nedir bu Neoliberal Küreselleşme?

Şimdi neo-liberal ekonomi nedir? Buna kısaca değinelim. Sermayenin küreselleşmesiyle birlikte ekonominin merkezine “çok uluslu-şirketlerin” en temel dinamik aktörler haline gelmesidir. Bir anlamıyla uluslararası dünya ticaretinin “çok uluslu-şirketler” tarafından yeniden dizayn edilmesidir. İlkesel olarak neoliberalizm (yeni-özgürlükçülük) “Dünya çapında serbest piyasa ve rekabet ekonomisine geçiş” demektir. Temelde “sermayenin Dünya çapında özgürce, ulus-devlet sınırlarına takılmadan daha hızlı dolaşması ve gelişmesini” ifade etmektedir. Dolayısıyla özünde yine “sermayenin özgürlüğü” bütün özgürlüklerin temelinde yer almaktadır. Sermayeci dünya-sisteminde yer almanın ya da var olmanın tek koşulu “sermayeleşmek ve sermayenin sürekliliğini sağlayacak kurumlaşmanın ifadesi olan şirketleşmektir”.

19. ve 20. yy.’da kurulmuş ulus-devletlerde neo-liberal sürece geçiş genellikle; özelleştirme, küresel kapitalist sisteme entegrasyon, yardım kaynaklarının değişimi, kemer sıkma politikaları, vergi artışları, iş kanunlarının esnetilmesi, kamu harcamalarının azaltılması ile gerçekleştirilmektedir. Küresel kapitalist sisteme entegrasyon sürecinde ortaya çıkan ekonomik krizler sürecinde yardım kaynaklarının değişimi gerçekleşmektedir. Bu krizler döneminde “Troyka Para Fonları” olarak adlandırılan Avrupa Komisyonu (European Commission-EC), Avrupa Merkez Bankası (European Central Bank-ECB) ve Uluslararası Para Fonu (International Monetary Fund-IMF) devreye girmektedir. Tabi ki, bu kurumların tek şartı neoliberalizme geçiş politikalarının ilerletilmesidir.

Çeşitli yasal değişikliklerle serbest piyasa ekonomisinde “regülasyondan deregülasyon politikalarına geçiş kanunları”, “kalkınmacı programlar”, emek, ücret ve sosyal güvencenin baskılanmasına dönük sözde “kemer sıkma, israfın önlenmesi, tasarruf vb. politikalar” yürütülmektedir. Temel hedef var olan devletteki kamusal işletmeleri (üretim, sağlık, ulaşım, bilişim vb.) özelleştirme kanunlarıyla aile, cemaat veya çeşitli iş grupları tarafından kurulan acente-şirketlere devredilerek devletin yeniden yapılandırılmasıdır. Devletin elinde kalan SSK, hastane, banka vb. kurumların ise “özel şirket işletmeciliği yani azami-kar mantığıyla” yeniden yapılandırılması ve yürütülmesidir. Neo-liberal ekonomiye geçiş politikaları genellikle vizyoner kişiliklerin ve partilerin desteklenerek iktidara gelmesi geçiş için oldukça önemsenmektedir.

Neo-liberal sisteme geçişler, genellikle çok uluslu şirketlerin özel-aile şirketleriyle çeşitli ortaklıklar ya da birleşmeler biçiminde gerçekleşmektedir. Bunun meşru zemini hükümetler üzerinde buna ilişkin karaların alınmasını teşvik etme ve destekleme gibi yöntemlerle oluşturulmaktadır. Bu yöntemler başarılı olmayınca en son direkt veya dolaylı müdahalelerle ulus-devletlerin hükümetleri çökertilerek yeniden yapılandırılmaktadır.

Birleşik Krallık, ABD, Kanada, Yunanistan veya Çin’deki süreç ayrıca incelene bilir. Bizler de bölgemiz Batı Asya ve ülkemizde bizzat bu sürecin dahili ve tanığı olduğumuz için değişimleri ve yaşananları buradan anlamaya çalışacağız.

Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel başkanlığında kurulan Kerhen Milliyetçi Cephe Hükûmeti (12 Kasım 1979-12 Eylül 1980) 1979 yılında Başbakanlık müsteşarlığına Turgut Özal’ı atayarak yeni bir ekonomik istikrar programı hazırlama görevini verdi. Kısa sürede hazırlan bu program 24 Ocak 1980'de kamuoyuna açıklandığı için tarihe “24 Ocak 1980 Kararları” olarak geçti. Bu kararlarla ekonomide o güne kadar uygulanan “ithal ikameci büyüme stratejisi” terk edilerek, “dışa açık büyüme stratejisi” uygulamaya konulmuştur. Bu kararlar Türkiye’de neo-liberal ekonomiye geçişin ilk adımı olmuştur.

Bu ilk adımla birlikte Türkiye’deki ulusal-sermaye bileşenleri iki ana görüş temelinde ayrışmaya ve birbirleriyle çatışmaya başlamıştır. Bunlardan “Klasik-sosyal-liberal” görüşte olanlar “ulusal-pazar ekonomisi” ve siyasal olarak “oligarşik-ulus-devlet” sistemini korumayı savunmuştur. Önceleri zayıf olan ama uluslararası dinamikleri de arkasına alarak giderek güçlenen ikinci ana akım “liberal-muhafazakâr” görüş ise ekonomik olarak “neo-liberal küreselleşme” ve siyasal olarak da “şirketokratik ya da korporatif-devleti” savunmuştur. Her iki ekonomik-siyasal kümeleşmenin ortak olduğu nokta ise “Üniterlik” olmuştur.

Türkiye’de 24 Ocak 1980 yılında başlayan neo-liberal değişim, yeniden yapılanma ve entegrasyon süreci en son 2018 tarihinden itibaren önemli oranda sonuçlanmıştır. Artık Türkiye Cumhuriyeti, “şirketokratik-korporatif-bir devlettir”.

Şimdi Suriye’de Neler Oluyor? Sorusuna Gelelim.

Aslında 1980’lerde ABD, Birleşik Krallık, Çin ve Türkiye’de neler olduysa Suriye’de de buralarda olanların devamı veya izdüşümü olan değişimler yaşanıyor.

Tarihi kayıtlara “Arap Baharı (2010- 2012)” olarak geçen olayların Arap ülkelerinde “neo-liberal değişimlerle” alakalı olaylar olduğu güçlü bir ihtimaldir. 1 Ocak 1944 yılında kurulan “Suriye Arap Cumhuriyetinde”, neo-liberal sisteme geçiş süreci “Arap Baharı”nın etkisiyle Beşar Esat Hükümeti muhaliflerinin ilk olarak Dera'da, 15 Mart 2011 yılındaki isyanıyla başladı. Beşar Esat hükümeti bütün teşvik ve girişimlere cevap vermeyip değişimlere karşı çıkınca Temmuz 2011 yılında ülkede bir iç savaş başlatıldı. Sonrasında devam eden olaylar ve gelişmeler sonucunda 7-9 Aralık 2024’te başkent Şam’ın düşmesiyle “Beşar Esat Hükümeti” çökertildi. Böylece Suriye’deki 80 yıllık “Baasçı Ulus-devlet hükümeti (1944-2024)” de yıkılmış oldu. Ne için? elbette ki Suriye Arap Cumhuriyetinde de neo-liberal yeniden yapılanmanın gerçekleştirilmesi için!

Suriye’de günümüzde yaşananlar kısaca bundan sonra; ekonomik-siyasi güç dengelerinin oturtulması aşamasıdır. Bu ne anlama gelir; Suriye’deki yer altı ve yer üstündeki ekonomik kaynakların ve ulusal pazarın yeniden paylaşılması, bu paylaşımı koruyacak, süreklileştirecek, uluslararası piyasaya ve rekabete açık tutacak kurum ve toplumsal grupların yeniden konumlandırılması anlamına gelmektedir.

Suriye’de, dini-mezhepsel ve etnik-kültürel bakımdan çok yapılı bir kümelendirme mevcuttur. Selefi-Sünni, Alevi-Nusayri, Dürzi, Hristiyan-Ortodoks, Ezîdi inanç toplulukları ve etnik olarak Arap, Arami-Arap, Kürt, Ermeni, Asuri, Türkmenler ve Çeçenler vardır. Bu yönüyle oldukça heterojen bir kümelenmedir. Bu açıdan böylesi yerlerde yeniden yapılanmalar oldukça zordur.

Buradaki yeniden yapılanma ve paylaşım sürecinde yerel güçlerin kendilerine göre elbette ki bazı amaçları, idealleri ve hedefleri vardır. Suriye’de her kesimin kafasında mutlaka kendine göre “ideal bir ekonomik sistemi ve devlet biçimi” vardır. Sünni-Araplar yıllarca baskı altında kalmanın yarattığı “zafer şarhoşluğuyla” İran, Afganistan’dakine benzer “teokratik-şeriata” dayalı bir “Arap İslam Devleti”ni hayal etmektedirler. Türkiye “Kürt fobisi” odaklı refleksif düşüncesiyle “Üniter-Korporatif-Devlet” şeklini tasavvur etmektedir. Suriye’deki olası neo-liberal yapılanmayı Türkiye’ye benzer bir yapılanmaya dönük “Üniterlik” esasına dayalı politikaları öncelemektedir. Öte yandan Kürtlerle olası bir yakınlaşmanın ihtimalini de düşünerek Kürtleri de “Üniterlik” konusunda ikna etmeye çalışacaktır.

Kürtlerde farklı görüşte olanlar vardır ancak hâkim görüş “demokratik ulus” “komünal toplum+ devlet” biçiminde ifadelendirilmektedir. Ancak ekonomik olarak neoliberal ekonomik yapılanmaya nasıl entegre olacakları konusunda henüz bir netlik mevcut değildir. Muhtemelen kolektif ve kooperatif tarım yapıları ile özel şirketlerin ve ileri teknoloji sektörlerinin acentelerinden oluşan “Karma Ekonomi” biçimini savunmaktadırlar.

Hem bölgesindeki (Kuzeydoğu Suriye) ve hem de Suriye’nin genelindeki yeraltı ve yerüstü kaynaklarının paylaşımı, ekonomik kurumlaşması, ulusal güvenlik, ulusal pazarın uluslararası piyasaya ve serbest rekabete açılması vb. konularda yeni arayışlara ihtiyaç vardır. İleride cemaat, etnik gruplar veya loncalara dayalı “korporatif şirketleşmeler” gündeme gelirse buna karşı nasıl bir ekonomik görüş ve tutum sergileyeceği bilinmemektedir. Aslında bu konuda “kooperatif-şirketleşme” ekonomik uzlaşı olarak ön plana çıkabilir.

Ancak bu değişimlerin asıl aktörleri çok uluslu şirketlerdir ve bunların çeşitli meşru görünümü olan devletlerdir. Şimdilik Rusya ve İran etkisizleştirilmiş gibidir. ABD, Birleşik Krallık, Fransa, İsrail ve Türkiye etkinliklerini artırma mücadelesini yürütmektedirler.

Küresel sermaye güçlerinin Suriye için öngördüğü siyasal biçim muhtemelen “Korporatif Devlet” sistemidir. Korporatizm; toplumun, tarım, emek, iş grupları, ticari ve sermaye gibi çıkar gruplarının (korporasyonlar) ortak menfaatler temelinde örgütlenmesini savunan kolektivist bir siyasi ve ekonomik öğretidir. Yani eski ulus devletler yeniden yapılanırken, “sınıflar savaşı” yerine “sınıfların ve çeşitli çıkar gruplarının uyumunu” esas alan neoliberal anlayışın siyasi ve ekonomik öğretisidir. Özünde ulus devletin korporatif temelde küresel anlanmada serbest piyasa ekonomisine göre yeniden yapılandırılmasıdır. Zaten Suriye’deki sosyal-kültürel yapı da buna ters düşmemektedir. Kuzeydoğu Suriye bölgesi de kollektif, kooperatif ve “kooperatif şirketlerle” ekonomik yapılanma sürecine dahil olabilir. Hatta Türkiye’deki çok uluslu şirket düzeyinde olan girişimci-inovatif oluşumlar da çeşitli düzeylerde ekonomik ilişkiler geliştirerek bu sürece dahil olabilir.

Aslında Suriye de Kibbutz, Moşav, özel şirketler ve ileri teknoloji acentelerinden oluşan İsrail’in “Karma Ekonomi Modeline” benzer biçimde yapılandırılabilir. Bütün ihtimallerin ötesinde Suriye’nin yeniden yapılandırılarak küreselleşme sürecine dahil edileceği artık kesin gibidir.