Suriye’de patlayan ilk bombalarla başladı hikayeleri… F.E. ve Z.E. kardeşler, çocuk yaşta savaşın acı yüzüyle tanıştılar. Aileleriyle birlikte canlarını kurtarmak için ülkelerini terk ettiler. Günlerce süren zorlu yolculukta, Avrupa’ya gitme hayali kuran binlerce kişiyle birlikte Türkiye’ye ulaştılar. Ancak Ege Denizi’nde yaşanan trajedilere tanık olunca kararlarını değiştirdiler.
Yaşadıkları bu karanlık yolculuğun ardından verdikleri hayati kararı, F.E. ve Z.E. kardeşler şöyle anlattı:
“Bizim için umut artık Türkiye’deydi”
“Elimizde hiçbir şey yoktu. Sadece hayatta kalmak istiyorduk. Savaş başladığında daha çocuktuk. Ailemizle birlikte evi, eşyaları, her şeyi geride bırakıp yola çıktık ve ne olacağını bilmiyorduk ama orada kalırsak öleceğimizi biliyorduk. Herkes gibi biz de Avrupa’ya gitmeyi düşündük ve günlerce yürüdük, otostop çektik, sınır geçtik. Sonunda İzmir’e ulaştık. Ama orada gördüklerimiz. Hala gözümüzün önünde, boğulan insanlar, çocuklar. Denizin ortasında saatlerce yardım bekleyen aileler. O an karar verdik, Avrupa’ya gitmeyeceğiz. O yolda ölmek istemedik. Umudu burada, Türkiye’de aramaya karar verdik.”
İlk olarak İzmir, ardından Şanlıurfa Akçakale, en sonunda Şanlıurfa merkezde hayata tutunmaya başladılar. Babaları iş buldu, okula yazıldılar. Her şey yoluna girerken, annelerini kaybettiler. Hayat, bir kez daha onları sınadı. Ama pes etmediler. 9 kardeşin yükünü omuzladılar, hem ev işlerini yürüttüler hem de okuldan geri kalmadılar.
Hayatın zorluklarıyla mücadele eden F.E. ve Z.E. kardeşler yaşadıklarını anlatırken şöyle devam etti:
"Hayat bizi erken büyüttü”
“İzmir’e geldikten sonra bir süre orada kaldık, sonra resmi işlemler tamamlandı ve Akçakale’ye geçtik. Orada kısa bir süre kaldıktan sonra Şanlıurfa merkeze yerleştik. Babamız iş bulunca kiraya çıktık, biz de okula başladık. O zaman her şey yavaş yavaş yoluna giriyor gibiydi. Ama sonra annemizi kaybettik. Bu, bizim için çok büyük bir yıkımdı. Ne yapacağımızı bilemedik. O andan sonra her şey değişti. 9 kardeşiz ve biz iki kız kardeş olarak hem kardeşlerimize hem de babamıza destek olmak zorundaydık. Bir yandan okula gitmeye çalıştık, bir yandan ev işleri, yemek, temizlik, kardeşlerin ihtiyaçları... Zordu, çok zordu ama bırakmadık. Çünkü okumaktan başka şansımız yoktu. Hayat bizi erken büyüttü”
Hayatla mücadeleleri, üniversite sınavında karşılığını verdi. Tüm zorluklara rağmen yılmadılar. Savaşın karanlığında yitip gitmek yerine, kalemlerini umutla tuttular. Üniversite sınavına girdiler ve ikisi de yazılım mühendisliğini kazandı. Ve zorlu geçen yılların ardından, başarıya giden yolu nasıl açtıklarını şu sözlerle anlattılar:
"Hala inanamıyoruz ama başardık"
“Her şey çok zordu. Sabah okula gidiyorduk, eve gelince hemen kardeşlerle ilgilenmemiz gerekiyordu. Yemekti, temizlikti, ödevleriydi derken bize kalan tek şey gece saatleriydi. O zamanlarda sessizce kitaplarımızı açıp ders çalışıyorduk. Bazen çok yoruluyorduk ama hep birbirimize ‘okumazsak bu hayat böyle devam eder’ diyorduk. Başka çaremiz yoktu onun için okumayı hiç bırakmadık. Ve sonunda ikimiz de yazılım mühendisliğini kazandık. Hala inanamıyoruz ama başardık. Şimdi üniversitedeyiz ve gerçekten geleceğimizi kendi ellerimizle kurmak için çalışıyoruz.”
F.E. ve Z.E. şimdi sadece kendi gelecekleri için değil, aynı zamanda topluma faydalı bireyler olmak için çalışıyor. Türkiye’ye duydukları minnettarlığı her fırsatta dile getiriyorlar. "Savaş biterse elbet döneriz" diyen kardeşler, bir gün ülkelerine geri dönmeyi umut ettiklerini, ama Türkiye’yi asla unutmayacaklarını söylediler:
"Türkiye’yi asla unutamayız"
“Biz sadece kendimiz için değil, bize benzeyen, zorluk yaşayan herkes için okumak istiyoruz. İyi bir meslek sahibi olup hem ailemize hem topluma faydalı olmak istiyoruz. Çünkü biliyoruz, bu hayatı sadece kendimiz için yaşamıyoruz. Türkiye’ye gerçekten çok minnettarız. Bize sadece kapılarını açmadı, kalbini de açtı. Burada kendimizi yalnız hissetmedik, Okumaktan başka bir çaremiz yoktu, bunu hep söyledik. Şimdi elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Bir gün savaş biterse, elbette ülkemize dönmek isteriz. Ama Türkiye’yi asla unutamayız. Burası bizim ikinci yuvamız oldu. Her zaman gelip gitmek isteriz. Çünkü inanıyoruz ki Türkiye ile Suriye'nin birbirine her zaman ihtiyacı olacak.”
Haber: Eyyüp Dal