DEM Parti İmralı Heyeti, PKK lideri Abdullah Öcalan ile 3 Kasım’da İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yaklaşık üç saatlik görüşme gerçekleştirdi. Heyetin aktardığına göre Abdullah Öcalan, görüşmede yürütülen sürecin yıkıcı veya olumsuz değil, yapıcı ve olumlu bir aşamayı geliştirmeyi hedeflediğini ifade etti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeyi, PKK’nın çekilme kararını ve süreçte gelinen aşamayı Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi.
Pervin Buldan’ın açıklamalarından satır başları:
-Öcalan hep uyarılarda bulundu; süreci bozmak veya sabote etmek isteyenler olacağını söyler. Bütün bunların önünü almak adına Türkiye’deki güçlerin geri çekilmesi ve bazı mevzilerin boşaltılması kararı alındı. Yapılan çağrı bu mahiyetteydi. Örgüt de bu çağrıyı kabul etti, Öcalan’ın yanında olduklarını, verdiği mesajı dinlediklerini, aldığı karara saygı duyduklarını ve bir bütün olarak hareket ettiklerini ortaya koydular. Bu da çok önemli. Ama tabii ki provokasyonlara karşı sadece bunlar değil, her türlü önlem alınmalıdır. Çünkü çok hassas yürütülmesi gereken bir süreçtir. Ciddiyetle ele alınması gereken bir süreçtir. O yüzden her türlü provokasyona açık olan bir konuda, her iki tarafın da, yani sadece bir tarafın değil, her iki tarafın da bunun önlemlerini alması, provokasyonlara zemin sunmaması ve bir an önce bu meselenin artık barışla taçlanması, bunun için de gerekli adımların hızla atılması gereken bir dönemdeyiz. Yoksa gerçekten bozmak isteyen, süreci sekteye uğratmak isteyen güçler elbette ki var. Her zaman olduğu gibi.
-Bütüncül hukuk derken kapsamlı hukuksal düzenlemeler bütününden bahsediliyor.
Kürtlerin hukuk içine alınması ve demokratik entegrasyon ile özgürlük yasalarının çıkarılması bütüncül hukukun temel unsurlarındandır. Ayrıca Öcalan şunları ifade etti; istenmeyen veya yerine getirilmeyen hukuk dışı uygulamalar var; özellikle cezaevlerinde çok sayıda hak ihlali yaşanıyor. Ancak bu sorunu sadece cezaevleriyle sınırlı görmek doğru değil. Toplumun tüm kesimleri bir şekilde hukuksuzluk, haksızlık ve şiddete maruz kalıyor. Öcalan’a göre, bu sorunlara çözüm yalnızca yeni bir yasa çıkarmakla değil, idari kararlarla da birçok sorun çözülebilir ve bunu anlatmaya çalışıyor. Diyor ki, mesela, gözle görülür bir hukuk sistemine veya bir yasaya ihtiyaç var. Ama bazen buna bile gerek kalmadan, idari kararlarla veya, diyelim ki, kanun hükmünde kararnamelerle, bir dönem nasıl hak ihlalleri yapıldıysa, şimdi bunun tam tersi yapılabilir. Hak ihlali değil, hakkını veren; insanların yaşadığı hukuksuzlukları gidermek adına bir sürü karar çıkarılabilir. Örneğin cezaevlerinde hasta, yaşlı, infazı yakılan yüzlerce insan var. Bu hukuksuzluğu bir yasayla hayata geçmesine bile gerek yok. Hastaysa insani olarak, vicdani olarak onun zaten serbest kalması gerekiyor. Ya da yaşlı, artık cezaevlerinde kendi başına kendini idame edecek bir yaşta olmayan yüzlerce insan var. Bunları hiçbir şekilde bir yasanın çıkmasına bile gerek kalmadan, yani bunları serbest bırakmak, özgürlüğüne kavuşturmak... Bütün bunlar; aslında o ifade ettiğimiz bütüncül hukuk dediğimiz meselenin ne anlama geldiğini ifade ediyor.
-Sürecin başarıya ulaşabilmesi için bir entegrasyon yasasına ihtiyaç var.
Biliyorsunuz kurulan bir komisyon var. Bu komisyon önemli bir işlev gördü ve önemli çalışmalar yaptı. Toplumun birçok kesimini dinledi. Ancak ilerlemesi biraz yavaş oldu. Komisyon kurulurken, bu komisyonun bir yasa hazırlığı yapacağını düşündük. Tabii ki komisyonun yasayı çıkarma yetkisi yok. Raporunu hazırlar ve temel ilkeleri belirler. Bu temel ilkeler doğrultusunda, tüm gruplar ve partiler, komisyon başkanı Sayın Kurtulmuş’a kendi görüşlerini ve önerilerini içeren raporlar hazırlarlar. Bu raporlar bir metin haline de gelebilir. Metin haline gelen rapor, ihtisas komisyonuna, Adalet Komisyonu’na gönderilir. Orada bütün düzenlemeler yapılır ve daha sonra Meclis Genel Kurul’a gelir, kanunlaşır. Şimdi bu aşamaya henüz gelmedik; komisyon hâlâ bu aşamada değil. Ancak yasal bir düzenlemeye olan ihtiyaç zaruri. Çok büyük bir ihtiyaç. Silahsızlanma dediğimiz döneme aslında bu yasalar çıktığında, adımlar daha hızlı atılabilecek. Evet, birkaç adım atıldı. Biraz önce de ifade ettik, söyledik. Hangi adımların atıldığına dair, ama yasanın çıkmasıyla birlikte bütün bu adımların hızlanacağını ve sürecin gidişatına pozitif bir ivme kazandıracağını biliyoruz. O yüzden bir an önce aslında yasal bir düzenlemeye ihtiyaç var ve bu yasal düzenleme ile birlikte de sürecin ilerleyebileceğini düşünüyoruz.
-PKK'yı ilgilendiren bir yasa olarak tasarlanıyor diye biliyoruz.
Henüz bize iletilmedi ama böyle bir bilgiye sahibiz. Yüz yıllık bir meselenin çözümünün kendine özgü yöntem ve çerçeveleri olabilir. Öte yandan bugün cezaevlerinde binlerce haksız ve hukuksuz şekilde yatan insanlar var. Bakın, telefonlarımıza günde yüzlerce 'kader mahkumu' denilen, dediğimiz insanlardan mesajlar geliyor. Toplumun ve farklı siyasi kesimlerden birçok kesim haklı olarak adalet talep ediyor. On binlerce KHK’li var. Bunu görmezden gelebilir miyiz? Diyelim ki 11'inci Yargı Paketi. Bu yargı paketinin içine haksız, hukuksuz, cezaevinde olan binlerce insanı koyabilirsiniz. Bu, vicdanen, siyaseten, insani olarak da bir gerekliliktir. Elbette ki biz burada, tecavüzcüleri, kadın katillerini, çocuk katillerini kastetmiyoruz. Böyle bir şey yok. Ama bize gerçekten gelen mesajlardan ve mahkum yakınlarından gelen mektuplardan şunu görebiliyoruz; cezaevlerinde hem yüksek bir doluluk oranı var hem de haksız yere yatan insanlar bulunuyor. Bu haksızlığı gidermek ve sürece pozitif bir katkı sağlamak için düzenlemeler yapılabilir. Yapılacak düzenlemeler Türkiye’deki hukuk sistemini de rahatlatacak.
Yani sürece özgün yasanın çıkarılması, infazda adaletin sağlanması veya cezaevlerinden salıvermelerin gerçekleşmesi önünde engel değil, bilakis hızlandırıcı bir etki yaratır. Dolayısıyla sürecin gerekliliklerini yerine getirmeyle Türkiye’de adaletin sağlanması ve demokrasinin gelişmesini sağlayacak düzenlemeler birbirine zarar veren bir yerde değil, güçlendiren bir yerde duruyor. Bu konuda herhangi bir tereddüdümüz veya yanlış anlaşılmaya mahal verecek tek bir tutumumuz ve sözümüz olmadı, olmaz da.
Yine bunun yanında uzun süredir, işte AİHM kararlarının dikkate alınmadığı; Figen Yüksekdağ’ın, Selahattin Demirtaş’ın, Kobani davasından çok sayıda insanın cezaevinde hukuksuz bir şekilde bir şekilde kaldığı bir dönem yaşıyoruz. AİHM kararını vermesine rağmen, yani bir hak ihlali olduğunu ispat etmesine rağmen, Selahattin Demirtaş’ın serbest kalmadığını, özgürlüğüne kavuşmadığını görüyoruz. Bu konuda sürece uygun hareket edilmesi gerekiyor. Süreci de bir yana bırakalım, ya bu insanlar boşu boşuna 9 yıldır cezaevinde kaldılar. Ortada hiçbir suç yok. Ama hukuksuzluğu yapan, haksızlığı yapan bir sistem, bir anlayış var. Bu sistemin ve anlayışın bir an önce düzenlenmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Anayasa Mahkemesi de yine aynı şekilde, birçok konuda hak ihlali kararı vermesine rağmen insanlar ne yazık ki tahliye edilmiyor, özgürlüğüne kavuşmuyor.
-Ortada çözmek isteyen bir irade var.
Bunu bütün samimiyetimle söylemek isterim. Yani herkes dört koldan, bu işin başarıya ulaşabilmesi için bir çaba sarf ediyor. Bu iktidar açısından da böyle, DEM Parti açısından da böyle. Diğer taraftan, diyelim ki Cumhur İttifakı'nın diğer parçası olan MHP için de böyle; Sayın Bahçeli'nin açıklamaları bu konuda gerçekten hem isabetli hem sürece katkı sunan açıklamalar. Bizim Sayın Cumhurbaşkanıyla yaptığımız son görüşme ki ondan önce de iki görüşme daha gerçekleştirmiştim ben, sevgili Sırrı Süreyya Önder ile birlikte son olarak da iki görüşmeyi Sayın Mithat Sancar'la birlikte yaptık. Her üç görüşmede de ortada büyük bir iradenin ve bu sorunun çözümüne olan inancın çok açık şekilde belirleyici olduğunu ifade edebilirim.
Öcalan da yine bu meselede gerçekten büyük bir kararlılıkla, '50 yıllık çatışmalı süreci bitiriyorum' diyor. 'PKK bitti' diyor. 'Silahlar artık devreden çıktı' diyor. Artık siyasetin konuşacağı bir dönemdeyiz. Artık, siyasal anlamda ya da çıkarılacak olan yasalarla birlikte, insanların kendilerini özgürce ifade edebileceği bir ortamda, yeni bir inşa dönemi, yeni bir inşa süreci pozitif barış dediğimiz, negatif barış sürecinden çıkıp pozitif barış sürecine geçtiğimiz yeni bir aşama olarak nitelendiriyor Öcalan da bunu.