Gecenin en karanlık, uykunun en derin saatlerinde yer katmanlarının korkunç sarsıntıyla uyananlar, uykusunda bir daha uyanamayanlar çığlık çığlığa kaldılar. Birkaç saniye içinde hayat, evler, bir çok şehir ve gelecek paramparça oldu. O korkunç gecenin üzerinden tam üç yıl geçti. Acı dinmedi; sadece yer değiştirdi. Bugün kabristanlar ziyaretçilerle dolup taşacak.
Yakınlarını kaybedenler, o gecenin sarsıntısını bir kez daha bedenlerinde hissedecek. Ruhları kanayacak, gözleri kan çanağına dönecek.
O geceyi yaşayanlar, ölenlerle birlikte yaşamaya devam edecek. Ölenler toprağa karıştı; yaşayanlar ise o gecenin derin sancısıyla nefes alıyor. Deprem sadece binaları değil, insanların içini de yıktı. İnsanın ne kadar aciz olduğunu yüzüne vuran, maliyeti yüksek, boyutu büyük, sancısı tarifsiz bir saldırıydı bu.
O gece herkes yalnızdı.
Ve o gece devlet yoktu.
Tanrının yeryüzündeki gölgesi olması gereken yapı, karanlığın içinde kaybolmuştu.
Bugün o sarsıntıyı yaşayanlara, yaşamayanlar depremi hatırlatıyor. Yıldönümlerinde birkaç cümle, birkaç paylaşım, birkaç resmi açıklama… Hepsi bu. Acı, takvim yapraklarına sıkıştırıldı; yas törensel bir rutine dönüştürüldü.
Üç yıl geçti, konutlar teslim edilmedi. Depremden sonra çadır ve konteynerlerde yaşamını sürdürenlerin hayatları askı çıktı, ruhları paramparça oldu. Bunu görmeden deprem gerçeğini anlayabiliriz miyiz?
Ve açık konuşalım: Çok şey değişmedi aslında.
Ama mesele bakmakta değil.
Mesele görebilmekte