Nasıl Yaşamalı?

Giriş

“Nasıl yaşamalı?” sorusu felsefede disiplinler arası kapsamlı bir sorudur hem ontoloji hem toplum felsefesi hem etik ve ayrıca sosyoloji ve edebiyat açısından farklı boyutları olan bir sorudur. Dolayısıyla kapsamı ve alanı dallanıp budaklanabilir.

Birincisi; “Nasıl yaşamalı?” sorusu ontolojik bir sorgulama mıdır?

Kısmen evet, ancak “nasıl yaşamalı?” sorusu doğrudan ontolojinin merkezinde değildir. Ontoloji, “varlık nedir?”, “varoluşun özü nedir?”, “Varoluşun değişim biçimleri nedir?”, “insanın varlığının anlamı nedir?”, “insan nasıl bir varlıktır?” gibi sorularla ilgilenir. Eğer “nasıl yaşamalı?” sorusu şu çerçevede soruluyorsa:

  • “Varoluşun Özü Nedir?” ve “İnsanın varoluşunun özü nedir?”
  • “İnsan ne tür bir varlıktır ki ona göre yaşamalıdır?”
  • “Var olmanın kendisi hangi yaşam biçimini gerektirir?”

Bu durumda “nasıl yaşamalı?” sorusu ontolojik /varoluşsal bir sorgulamaya dönüşür (ör. Heidegger, Sartre, Kierkegaard).

İkincisi; “Nasıl yaşamalı?” sorusu toplum felsefesi kapsamında mıdır?

Toplum felsefesi, toplum nedir? Toplumun doğası nedir? Toplumsal düzen, değerler ve kurumlar neden ve nasıl değişir? Toplumsal değişim biçimleri ve aşamaları nasıldır? Toplumsal yapı ve güç ilişkilerini, kısaca toplumsal yaşamın anlamını, temellerini, yapısını, değişimlerini ve ideal biçimini araştıran felsefe dalıdır. Eğer “nasıl yaşamalı?” sorusu şu bağlamdaysa:

· Toplumun doğasının özü nedir?

· “Birey toplum içinde nasıl yaşamalıdır?”

· “Toplum düzeni nasıl olmalıdır ki insanlar iyi yaşasın?”

· “İyi yaşam özgür yaşamıdır? Özgür yaşamın kuralları nelerdir?”

Bu sorular temelde bireyin yaşam tarzını toplumun yapısı, değerleri ve bütünselliğiyle ilişkilendirerek değerlendirme girişimidir (Platon, Rousseau, Hegel).

Üçüncüsü; Etik bağlamındaki bir sorun mudur?

Etik, doğru ile yanlış arasındaki ayrımı, ahlaki davranışın temellerini inceleyen felsefe dalıdır. Daha geniş anlamıyla etik, ahlaki değerleri, kuralları, iyi ve kötü kavramlarını felsefi bir bakışla sorgular. İnsan davranışlarının neye göre doğru veya yanlış sayılması gerektiğini araştıran felsefe alanıdır. Tamda bu anlamıyla “insanın nasıl yaşamalı?” sorunsalını konu edinir.

  • “Doğru olan nedir? Doğru bireye göre mi, bütüne (topluma) göre mi tanımlanmalıdır?”
  • “İyi yaşam nasıl belirlenmelidir ve nasıl yaşanır?”
  • “Hangi davranışlar ahlakidir?”

Etik, bu temel soruya normatif yanıtlar üretmeye çalışır “Şöyle yaşamalısın…” gibi (Aristoteles, Kant, Stoacılar).

Dördüncüsü; nasıl yaşamalı? Sorusu felsefe ile toplumsal bilimler arasında duran Sosyolojik bir sorgulama mıdır?

Sosyoloji, toplumu, toplumsal ilişkileri, grupları, kurumları ve toplumsal değişimi bilimsel yöntemlerle inceleyen bir sosyal bilim dalıdır. Toplumun nasıl işlediğini ve insanların bir arada yaşamını nasıl düzenlediğini araştırır. Kısaca toplumu bilimsel olarak inceleyen ve toplumsal olayların neden-sonuç ilişkilerini anlamaya çalışan bir bilim olarak genel kabul görülmektedir. Yani sosyoloji “ne olması gerektiğini” değil “ne olduğunu” inceler. Dolayısıyla Sosyoloji, “nasıl yaşamalı?” sorusunu normatif değil, betimleyici şekilde ele alır. Var olan toplumsal olguları karşılaştırmak için tarihsel sosyoloji “Nasıl yaşıyoruz?” sorusuyla ciddi veriler ortaya çıkardığı için “nasıl yaşamalı?” sorunsalı için daha da önem arz etmektedir.

Sosyolog şunu sorar:

  • “Toplumlar insanlara nasıl yaşaması gerektiğini nasıl öğretir?”
  • “Farklı kültürlerde ‘iyi yaşam’ anlayışı nasıl değişir?”
  • “Modern toplum bireyin yaşam tarzını nasıl şekillendirir?”
  • Var olanlar içinde en iyisi (optimali) hangisidir? (Karşılaştırmalı sosyoloji).

Hiç kuşkusuz ki edebiyat bu sorunsalı birçok boyutuyla sanatsal yollarla kitlelerin gündemine taşırmanın en mükemmel yoludur

1. Kuramsal Çerçeve

Şimdi tüm düşünme biçimlerinin de temel konusu olan Varoluş nedir? Sorusuyla başlayalım. Bu konuda ileri sürülen en güncel kuram “Dört katmanlı Varoluş Modelidir”.

Dört Katmanlı Bir Varoluş Modeli; Enerji, Madde, Yaşam ve Toplum:

Toplumsal bilincin ulaştığı günümüzdeki zihniyet seviyesine göre varoluşun temel biçimlerini dört katmanlı bir süreç olarak kavramsallaştırabiliriz. Şöyle ki: enerji, madde, yaşam ve toplum (anlam). Bu yaklaşım, fiziksel temellerden biyolojik karmaşıklığa ve oradan da insanın kolektif örgütlenmesine uzanan bütünlüklü bir ontolojik çerçeve önermektedir. Her katman, bir öncekine dayanmakla birlikte ondan kavramsal olarak ayrılan özgün yasalar geliştirir. Bu model disiplinler arası bir perspektifle, varoluşun giderek artan karmaşıklık düzeylerini açıklamayı amaçlar.

Varoluşun ne olduğu sorusu hem doğa bilimlerinde hem de felsefede temel bir tartışma alanıdır. Batı felsefesinde Spinoza’nın “tek töz” ontolojisi (Spinoza, 1677/1985), Whitehead’in süreç ontolojisi (Whitehead, 1929) ve modern fizikte alan ontolojileri bu tartışmanın önemli eksenlerini oluşturur. Nihayetinde bu model, fiziksel düzeyden toplumsal olana kadar uzanan dört katmanlı bir model önermektedir: enerji, madde, yaşam ve toplum. Böyle bir model, doğa ve toplum bilimlerini ve felsefe disiplinlerini faklı boyutlarda ama aynı çerçeve içinde araştırmalara yöneltmektedir.

1.1. Enerji Katmanı

Enerji, çağdaş fizikte evrenin temel varlık alanı olarak kabul edilmektedir (Feynman, 1963). Enerjinin maddeyle dönüşebilirliği, kütle-enerji denkliğine dayanmaktadır (Einstein, 1905). Bu düzeyde varlık, süreklilik ve dönüşüm yasalarıyla karakterize edilir. Enerji kategorik olarak varoluşun özüdür, belki de “tek tözdür”. Enerji yayılıp hızı yavaşladıkça form (biçim) olarak çeşitlenmektedir.

Bu katmanda temel ilke: Süreklilik ve dönüşümdür. Süreklilik ve dönüşüm özseldir.

1.2. Madde Katmanı

Madde, enerjinin belirli biçimler kazanmış hâlidir. Modern kimya ve fizik, atomik ve moleküler düzenin karmaşıklığını açıklamak için kuantum mekaniğini temel alır (Atkins & Friedman, 2011). Maddesel örgütlenme, yaşamın ortaya çıkması için gerekli altyapıyı sağlar.

Bu katmanda temel ilke: Yapısal düzen ve form (biçim) olur.

1.3. Yaşam Katmanı

Yaşam, kimyasal süreçlerin belirli koşullar altında kendini düzenleyen sistemlere dönüşmesiyle ortaya çıkar. Kimyasaldan canlıya geçişte kritik olan moleküller: Amino asitler, Nükleotitler (RNA/DNA öncüleri), Şekerler (özellikle riboz), Yağ asitleri, Peptitler ve RNA gibi polimerler, Koaservatlar ve lipit zarları gibi.

Yaşamın temel özellikleri olan kendini çoğaltma, metabolizma, genetik aktarım depolama konuları biyolojik teoride ayrıntılı biçimde ele alınır (Mayr, 2004). Devrimsel, evrimsel ve kaos süreçleri, yaşamın önceki katmanlardan ayrılmasını sağlayan özgün bir mekanizma sunar (Darwin, 1859; Dawkins, 1976).

Bu katmanda temel ilke; genetik aktarımı depolama ve kendini örgütlemedir.

1.4. Toplum (Anlam) Katmanı

İnsan toplumu, doğal çevre koşulları (coğrafi-iklimsel) ve biyolojik varlıkların etkileşimi, insansı kümeleşmeler ve türleşmeler sonucunda kültür üretme, paylaşma, mübadele etme, kolektif bilinç oluşturma ve kültürel aktarım depolama aracılığıyla daha yüksek bir örgütlenme düzeyini temsil eder. Durkheim’ın kolektif bilinç kavramı (Durkheim, 1912/1995) ve Weber’in toplumsal eylem kuramı (Weber, 1922/1978) bu düzeyi açıklamak için temel referanslar sunar. Toplumsal yapılar, kültürel normlar ve kurumlar, biyotik ve pritmatik yaşam düzeyinden türeyen fakat ondan indirgenemez özellikler taşıyan yaşam formlarıdır.

Bu katmanda temel ilke; genetik/epigenetik ve kültürel (sosyal-psikolojik) aktarım depolama, Özgür yaşama istemi, kollektif düzen eğilimidir.

Tamda bu alanda “özgür yaşama istemi” ile “kollektif düzen eğilimi (ki bu eğilim toplumsal yaşamı kurumlaştırma ve süreklileştirme eğilimidir)” birçok toplumsal soruna neden olan çelişkileri ve ikilemleri ortaya çıkartmaktadır. Bu eğilimler sürekli “nasıl yaşamalı?” sorusunu gündemleştirecektir.

2. Katmanlar Arası İlişki ve Ontolojik Geçişlilik

Dört katmanlı varoluş modelinde katmanlar arasında hem bir devamlılık hem de bir niteliksel sıçrama söz konusudur. Enerjiden maddeye geçiş, fiziksel süreçlerle mümkündür. Maddeden yaşama geçiş, karmaşık kimyasal örgütlenmeler ve değişimsel (kaos, devrim, evrim) süreçler gerektirir. Yaşamdan topluma geçiş, bilişsel-anlamsal kapasite ve iş birliği davranışlarıyla açıklanır.

Her katman, daha önceki düzeylerin üzerine kuruludur fakat onları indirgenemez biçimde aşan yasalar geliştirmiştir. Yani her katman kendinden öncekine dayanmakla birlikte, yeni yasaların ortaya çıkmasıyla özerk bir ontolojik düzey oluşturur. Böylece model hem bütüncül hem de katmanlı (çok boyutlu) bir ontoloji sunar.

Enerjiden maddeye geçiş fiziksel yasalarla açıklanabilir (Smolin, 2013). Madde-yaşam geçişi, kimyasal değişim ve çeşitli karmaşıklık teorileriyle araştırılmaktadır (Kauffman, 1995). Yaşamdan topluma geçiş ise kültür üretme, bilişsel kapasite ve kültürel değişim süreçleriyle aratılmaktadır.

3. Tartışma

Dörtlü varoluş modeli, klasik felsefî ontolojilerdeki “tek madde” veya “ikili varlık” (madde-zihin, ruh-beden) ayrımlarının ötesine geçerek çok katmanlı, süreç merkezli bir yaklaşım önerir. Model, maddi temellerle toplumsal fenomenleri (görüngüleri/olguları) çok boyutlu ama bütünsel (holistik) teorik çerçevede ilişkilendirme potansiyeli taşır.

Bu yaklaşım, özellikle:

  • Doğa bilimleri ile sosyal bilimler arasında köprü kurma,
  • Karmaşıklık teorileriyle uyum sağlama,
  • İndirgemeci açıklamaların sınırlarını belirleme açısından verimli bir alan sunmaktadır.

Bu model, indirgemeciliği reddeden fakat felsefi-bilimsel bütünlüğü koruyan bir yaklaşım sunmaktadır. Özellikle doğa bilimleri ile sosyal bilimler arasında bütüncül bir çerçeve oluşturma açısından önemlidir. Enerjinin, varoluşun temel yapı taşı olarak kabul edilmesi, yaşamın maddeyi aşan karmaşıklık düzeyini açıklaması, toplumun ve dolayısıyla anlamın çok boyutlu varoluşunu anlamada kolaylık sağlamaktadır.

4. Sonuç

Bu bölümde varoluşu, enerji, madde, yaşam ve toplum olmak üzere dört ontolojik düzeyde sınıflandırmaya çalıştık. Her düzey, önceki katmana bağımlı fakat ondan indirgenemez özelliklerle tanımladık. Varoluşun giderek artan karmaşık basamaklarını anlamak için disiplinler arası çalışmalar baş vurulması gerektiğini vurguladık.

Özgür yaşam isteminin, toplumsal var oluşun felsefi, etik, ideolojik ve sosyolojik yönünü temsil eden ontolojik bir ilke olduğunu belirttik. Bu ilke, canlılığın salt biyolojik varoluşu aşarak kendi kaderini belirleme, öznellik geliştirme ve yaratıcı eylemde bulunma kapasitesiyle ilişkili olduğunu ifade ettik. Yaşamın en karmaşık sosyal-kültürel organizasyon düzeyi olarak toplumlaşmanın, öz-belirlenim, özünü gürleştirme ve anlam yaratma süreçleriyle kendi kendisini oluşturduğunu belirttik.

Nasıl yaşamalı? Sorusuna cevapların tamda bu minvalde aranması gerektiğini vurgulamaya çalıştık.

Kaynakça

Atkins, P., & Friedman, R. (2011). Molecular Quantum Mechanics. Oxford University Press.

Boyd, R., & Richerson, P. (1985). Culture and the Evolutionary Process. University of Chicago Press.

Darwin, C. (1859). On the Origin of Species. John Murray.

Dawkins, R. (1976). The Selfish Gene. Oxford University Press.

Deacon, T. (1997). The Symbolic Species: The Co-evolution of Language and the Brain. Norton.

Durkheim, E. (1912/1995). The Elementary Forms of Religious Life. Free Press.

Einstein, A. (1905). “Does the Inertia of a Body Depend Upon Its Energy Content?” Annalen der Physik.

Feynman, R. (1963). The Feynman Lectures on Physics. Addison-Wesley.

Kauffman, S. (1995). At Home in the Universe: The Search for the Laws of Self-Organization and Complexity. Oxford University Press.

Mayr, E. (2004). What Makes Biology Unique?. Cambridge University Press.

Smolin, L. (2013). Time Reborn. Houghton Mifflin Harcourt.

Spinoza, B. (1677/1985). Ethics. (Trans. E. Curley). Princeton University Press.

Weber, M. (1922/1978). Economy and Society. University of California Press.

Whitehead, A. N. (1929). Process and Reality. Free Press.