Naci İpek: Urfa’nın sıra dışı tanığı

Şanlıurfa’yı anlatırken türküler, hoyratlar, sıra geceleri ve dengbejler gelir akla. Urfalı, türküleri ezbere bilir ama kalem erbabını çoğu zaman tanımaz. Çünkü bu şehir, hafızasını yazıyla değil sazla, notlarla değil notalarla kurar. Bu yüzden Urfa, bir kütüphaneden çok bir konser salonunu andırır. İşte tam da bu noktada, Naci İpek’in varlığı bir istisnaydı. O, Urfa’nın sesle kurduğu belleğe karşı yazının, fotoğrafın ve programların imkânıyla bir hafıza inşa etmeye çalıştı. Geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrılan İpek, sessiz ama kalıcı bir iz bıraktı.

Urfa’nın 20. yüzyılda yaşadığı dönüşümleri anlamak isteyen biri, Naci İpek’in tanıklıklarına bakmak zorundadır. O yalnızca bir gazeteci değil; aynı zamanda bir tarih işçisiydi. Urfa’nın kültürüne ve siyasetine yön veren pek çok olaya kadrajıyla ve kalemiyle eşlik etti.

Said Nursî’nin 1960’ta Urfa’daki vefatında cenazenin taşınma anlarını fotoğraflayan isim oydu. Bu tek başına, onun nasıl bir tarihi tanıklık yaptığına dair çarpıcı bir örnek olarak anılmayı hak ediyor. O kareler, sadece bir gazetecilik başarısı değil; aynı zamanda bir dönemin ruhunu kayda geçirme çabasıydı.

Naci İpek, Yaşar Kemal gibi edebiyat devlerini Urfa’da ağırladı; Halide Nusret Zorlutuna’nın öğrencisi olarak Cumhuriyet aydınlarından ilham aldı. Açtığı Özlem Kitabevi ise bir dükkândan fazlasıydı; Urfa’da düşünceye açılan ender kapılardan biriydi. Kitaplar, dergiler ve gazeteler burada elden ele dolaştı. Gençler ve öğrenciler için bir buluşma noktası, edebiyatseverler için bir durak oldu. Bugün dönüp baktığımızda, bu mekânın değeri daha iyi anlaşılıyor. Çünkü şehirler yollarla ve köprülerle olduğu kadar, böyle mekânlarla da yaşar.

Ne var ki, Urfa’nın genel kültürel refleksi bu çabayı büyütmedi. Şehir, müzikteki hafızasını titizlikle korurken, yazılı birikimine aynı özeni göstermedi. Naci İpek’in adı, türkücüler kadar bilinir olmadı. Oysa Türkiye’de pek çok şehir, yerel gazetecileri ve düşünce insanlarıyla kendi entelektüel zeminini inşa etti. Diyarbakır’da edebiyat dergileri bir kuşağın hafızasını taşıdı, Ankara’da yayınevleri düşünce dünyasına köprü oldu, İstanbul’da basın merkezleri toplumsal tartışmaların nabzını tuttu. Urfa’da ise bu damarı canlı tutmaya çalışan az sayıdaki isimden biriydi Naci İpek.

Onun mirası, Urfa’nın ezgilerle zengin ama yazıyla derinleşmemiş belleğinde ayrıksı bir iz olarak duruyor. Genç kuşaklar için bu mirası yeniden keşfetmek, bir borç ve sorumluluk. Çünkü Urfa’nın geleceği, yalnızca melodilerle değil, kalemle ve kitapla da inşa edilecek. Naci İpek’in araladığı kapıyı açık tutmak, bu şehre verilecek en anlamlı hediye.

Ruhu şad olsun.