Modern küreselleşme, çok boyutlu dönüşümler

Uzak mesafeli takas/ticareti ve bronz teknolojisi devrimi, köy-kabile toplumlarından şehir toplumlarına yani uygar toplumlara geçişin ana unsurlarını ortaya çıkarmıştı. Uygarlık Güney Mezopotamya’da Sümer-Uruk Şehir Devletiyle başlamıştı (MÖ3.500-2.900) ve zigguratların “şeriat (teokratik)” rejimine dayanıyordu. Belki de bu tarihin ilk şeriat rejimiydi ve nüfusu bazen 80 bine ulaşan şehir devletini inşa etmişti. Sonra “Lu-Gal” ünvanlı krallar “É.GAL (Büyük Ev)” adını verdikleri saraylarında kendi “hanedan şehir devletlerini” kurmuştu. Kiş, Lagaş, Ur, Nippur, Girsu gibi şehirlerin nüfusu bazen 100 bini aşıyordu.

Bu erken ve ilk uygarlaşma biçimlerine “Antik Uygarlıklar” deniliyordu; Sümer, Elam, Mısır, Akad, Asur, Babil, Hurri-Mitanni, Hatti-Hitit, Med-Pers, İndus-Harappa, Çin, Hun, Uygur, Maya-Aztek, Polinezya-Maori, Helen ve Roma.

Antik uygarlıklar Roma İmparatorluğuyla küreselleşmiş ve çöküşünden önceki doruğuna ulaşmıştı. Görkemli Roma İmparatorları kurtuluşu çarmıha gerdikleri “Nasıralı bir çobanın” öğretisinde ararken çökmüştü. Ancak ardında Avrupa’nın “Orta Çağ Karanlığının içinde”, Kuzey İtalya’da yeni bir yaşama evrilecek mirası da bırakmıştı.

Erken Modern uygarlıklar, 13. Yüzyıllarda Kuzey İtalya’daki Denizci Şehirlerde “Şehir Cumhuriyetleriyle” başladı (Venedik, Floransa, Pisa, Ceneviz). Sonra I. Sanayi Devrimiyle (1760-1840) Amsterdam, Londra’da olgunlaştı ve Parist’e Ulus devletlere dönüştü (I. Fransız Cumhuriyeti/1792-1804) ve “başkentler” tüm dünyaya yayıldı. Bu şehirlerin nüfusları 40.000 ila 200.000 arasında değişiyordu.

1950-59 yıllarında “mikroçiplerin (enteğrenin)” icadıyla “Bilişim İletişim (Bilgi) Teknolojik Devrimi” başladı. BİT devrimi endüstri (sanayi) alanında da yeni bir ekonomik devrimler sürecini koşulladı. Sonuçta 1970-1990 yıllarında “dijital endüstri devrimi (Endüstri 3.0)” ve “Akıllı Endüstri Devrimi (Endüstri 4.0) (2000)” olarak tanımlanan ekonomik değişimler gerçekleşmektedir.

Uygarlıkların Modern Küreselleşme aşaması olarak tanımladığım günümüzde, uygarlığın temel yerleşim birimi olan “şehirler” “mega şehirlere” dönüşmektedir. İnsanlık olarak bu dönüşümün, yarattığı cazibelerle ve tahribatlarla adeta cebelleşiyoruz.

1950 yılında dünya nüfusu 2,5 milyardı ve bu nüfusun yalnızca yüzde 20'si şehirlerde yaşıyordu. Açıklanan yeni verilere göre şehirleşme iki kat artmıştır. Birleşmiş Milletler (BM) Ekonomik ve Sosyal İşler Bakanlığı'nın 2025 Dünya Kentleşme Beklentileri raporuna göre, dünya hızla şehirleşiyor ve şehirler artık 8,2 milyarlık dünya nüfusunun yüzde 45'ine ev sahipliği yapıyor.

Örneğin 2025’te açıklanan verilere göre nüfusu 20 milyonun üstü olan mega şehirlerinden nüfusu en fazla olanı Endonezya’daki Cakarta (41 milyon 914 bin) mega şehridir. Bu yoğunluktaki mega şehirlerin sayısı giderek artmaktadır.

Aynı zamanda nüfusu 10 milyonun üzerinde olan mega şehirlere doğru evrilen “Büyükşehirler (Metropolitan Area)” de hem çoğalmakta hem de büyümektedir. Örnek; Brezilya/Sao Paulo (18 milyon 950 bin), Tayland/Bankok (18 milyon 180 bin), Meksika/Mexico (17 milyon 734 bin), Çin/Pekin (17 milyon 13 bin), Pakistan/Lahor (15 milyon 156 bin), Türkiye/İstanbul (15 milyon 15 bin), Rusya/Moskova (14 milyon 525 bin), Vietnam/ Ho Chi Minh (14 milyon 53 bin).

Özetle uygarlaşmanın ana yerleşim birimi olan “şehirlerden” “mega şehirlere” dönüştüğü, Çift kutuplu dünya düzeninin dağıldığı, küresel ağların, uluslar ötesi şirketlerin ve uluslar üstü yapıların hakimiyetinin arttığı, bilişim ve küresel entegrasyonun hızlandığı bir dönemi yaşamaktayız.

Yeni teknoloji (Bilişim ve İletişim Teknolojileri) ve yeni endüstri (Dijital ve Akıllı/Siber endüstriler), Dünya ticaretinin yeniden dizayn edilmesini koşullamaktadır. Bu temelde Dünya ekonomisindeki dinamikler değişmektedir, değişimlerin yönü ekonomik ve siyasi olarak “ulus devlet çıkarlarıyla özdeşleşen ulusal şirketlerden” “küresel kapitalizme entegre olan ulusötesi şirketlerin” lehine dönüşmektedir. Artık ulusötesi şirketler olarak “çokuluslu ve küresel şirketler” Dünya ticaretinde, pazarında ve siyasetinde etkili olmaya başlamıştır.

Açık kaynaklara göre, Dünyanın en büyük 100 ekonomik varlığından 51'i çok uluslu şirketlerdir, geri kalanı ise ülkelerdir. Bu veri, en büyük şirketlerin bütçelerinin ve cirolarının, birçok küçük ülkenin gayri safi yurt içi hasılasını (GSYİH) geride bırakacak kadar büyük olduğunu göstermektedir. Bu, küresel ekonomide çok uluslu şirketlerin ne kadar baskın bir rol oynadığının önemli bir göstergesidir. Microsoft, Apple, Saudi Aramco, NVIDIA, Amazon ve diğer benzer şirketler, küresel ekonomik gücün yarısından fazlasını temsil etmektedir.

Modern Uygar Toplumların tarihsel değişim sürecinde “Modern Küreselleşme Aşaması” olarak tanımladığım bu sürecin ortaya çıkardığı gerilim ve çatışmaları; “Armageddon (Kıyamet Savaşı)”, “Üçüncü Dünya Savaşı”, “Din ve Mezhepler Çatışması”, “Medeniyetler Çatışması” gibi tanımlama çabaları sürerken, içinde bulunduğumuz bu durumun yıkıcı sonuçlarına rağmen bilişim, iletişim ve ulaşım teknolojilerinde devrimsel değişimler gerçekleşmektedir. Bu dikkat çekici bir husustur.

Başta en temel sosyal ilişki kurumu olan aile kurumu, birey-toplum ilişkilerinin dayandığı ahlaki değerler, birey-doğa ilişkilerinin dayandığı dini değerler vb. birçok sosyal ilişkiler sistemi hızla değişime uğramaktadır.

Yeni teknoloji ve endüstri devrimlerinin tetiklediği modern küreselleşme ve çok boyutlu değişimler bölgeler ve ülkeler çapında yoğun gerilimler ve çatışmalar yaratmaktadır. Çok boyutlu küreselleşmenin bölgesel yansıması olarak, az gelişmiş ya da gelişmekte olan devletlerin bölgeselleşme eğilimleri bölgesel düzeyde yeni bir ekonomik, siyasal ve hegemonik düzene geçmenin rekabet ve çatışmalarını gündemleştirmektedir. Her ne söylem veya maske ile sunulursa sunulsun, asıl olan; ülkelerin kendi içinde ve devletler arası boyutta sermayeci-iktidarcı elit güçlerin “güç ve çıkar” çatışmalarıdır.

Bu çatışmaların boyutu ve değişimlerin seyri nasıl olacak? Geleceğin temel mekânsal biçimi “Mega Şehir Devletleri” mi olacak? Öte yandan bu mega yerleşmeler merkezi ulus devlet yönetimleri tarafından yönetilemez durumda ve bu mekanlar devasa “suç ekonomisine” dayalı “organize suç-kümeleşmelerini” üretmektedir!

Ulus devletler nasıl değişiyor? Revize mi ediliyor, yeniden yapılandırılıyor mu? Coğrafi-İdari yönetim biçimleri mi ön plana çıkıyor? Ya da küresel entegrasyon (bütünleşme) ile tamamen dönüşerek “Ulusötesi yeni siyasal biçimler” mi doğuyor? O zaman “ulus” formu ne olacak? Yeni endüstri devrimleri Dünya uluslarını “Dünya İmparatorluğuna” mı ya da “Çok Merkezli Bir Dünya Sistemine” mi sürüklüyor? Ya da kapitalist dünya-sistemi ve modern uygarlıklar kriz-kaos aralığına mı giriyor?

Modern Dünya Sisteminin, soğuk Savaş sonrası tek kutuplu düzenden, “çok merkezli ve asimetrik küresel düzene” geçtiğinin güçlü emarelerine rastlanmaktadır.

Güç merkezleri;

  • ABD / AB (geleneksel merkez)
  • Çin (ekonomik + teknolojik merkez)
  • Rusya (askerî + enerji gücü)
  • Hindistan (demografi + potansiyel pazar)
  • Bölgesel aktörler (Türkiye, İran, Brezilya, Körfez)

Merkezler asimetrik durumda güç dağılmış ama orantısız ve parçalı küreselleşme söz konusu.

Çok merkezli asimetrik küresel düzenin aktörleri;

Devletler

  • Büyük-Küresel güçler
  • Orta-Bölgesel güçler
  • Kırılgan-ulus devletler

Devlet Dışı Aktörler

  • Çok uluslu ve küresel (ulusötesi) şirketler
  • Yüksek Teknoloji devleri
  • Uluslararası örgütler
  • Medya ve dijital platformlar.

Güçler arası rekabet ve çatışmaların biçimleri; Hibrit savaşlar (siber, bilgi, ekonomi) ve vekâlet savaşları biçiminde gerçekleşmektedir.

Değerler ve Normlar olarak; göreli değerler, “egemenlik-güvenlik-özgürlük dengesine” göre değişmektedir.

Gerilim eksenleri;

  • Küreselleşme ↔ Ulusçuluk-Milliyetçilik
  • İş birliği ↔ Rekabet
  • Egemenlik ↔ Bağımlılık
  • Güvenlik ↔ Özgürlük

Çok merkezli asimetrik küresel düzende Türkiye’nin konumu;

  • Orta-Bölgesel güç
  • Jeopolitik eşik ülke
  • Denge siyaseti
  • Çoklu dış politika eksenindedir.

Sonuç olarak; çok merkezli asimetrik Dünya düzeni, tek merkezli değil, eşit değil, istikrarlı hiç değil. Zayıfları özgürleştirmiyor ve korumuyor aksine hazırlıksız olanları ezmektedir. Bu yeni düzende hazırlıklı olan yükselir, reaktif olan sıkışır.