2007 yılında 54 yaşında yaşamını yitiren Kürt yazar Mehmed Uzun, yalnızca bir edebiyat yaratmadı; yasaklı bir dilde yazdığı romanlarla, bir halkın kültürel direnişine de öncülük etti. Sürgün, cezaevi ve sansürle şekillenen hayatı, Kürtçenin yeniden doğuşunun sembolü haline geldi.

Çocukluk: Masallarla şekillenen bir dünya

1953’te Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde doğan Mehmed Uzun, çocukluğunu Kürtçenin iki lehçesinin konuşulduğu bir aile ortamında geçirdi. Dedesi Hemê ve anneannesinin masalları, babasının uzun bilur (kaval) eşliğinde seslendirdiği “Memê Alan” gibi destanlar, Uzun’un edebi hayal dünyasının ilk tohumlarını ekti. Ancak okul yıllarında Kürtçe konuştuğu için cezalandırılması, dilin yasaklı kaderiyle erken yaşta yüzleşmesine neden oldu.

Cezaevinde başlayan dönüşüm

1970’lerde siyasallaşan Uzun, lise yıllarında sol hareketlere katıldı. 12 Mart Muhtırası sonrası “bölücülük” suçlamasıyla tutuklandı ve Diyarbakır ile Mamak Askerî Cezaevlerinde iki yıl geçirdi. Cezaevinde Kürt aydını Musa Anter ve kuzeni Ferit Uzun’un desteğiyle Kürtçe okuma-yazmayı öğrendi. Aynı dönemde dünya edebiyatının Türkçe çevirilerini okudu, Kürt kültürünün sözlü zenginliğiyle derin bir bağ kurdu. “Diyarbakır Cezaevi benim ilk üniversitem oldu” diyen Uzun, bu dönemin hayatını tamamen değiştirdiğini sık sık vurguladı. 1977’de süren yargılamalar nedeniyle sahte pasaportla Suriye üzerinden İsveç’e geçti. 12 Eylül darbesi sonrasında vatandaşlıktan çıkarıldı.

Sürgünde bir dil kurmak

İsveç’e sığınan Mehmed Uzun, 30 yıla yakın sürgün hayatı yaşadı. Siyasetten uzaklaşarak yazarlığa odaklandı. Sürgün, onun için bir yıkım değil, yaratıcı bir fırsata dönüştü. Irak ve Suriye’yi dolaşarak Kürtçe’sini geliştirdi, eski metinleri inceledi, yüzlerce kasetle dengbêj anlatılarını topladı. “Yazarlığım, varlığım sürgün geleneğine çok fazla bağlı” diyerek sürgünün edebi kimliğini nasıl şekillendirdiğini vurguladı. Öte yandan İsveç’te Kürt PEN Kulübü’nün kurulmasına öncülük etti, İsveç Yazarlar Birliği yönetiminde yer aldı ve Uluslararası PEN üyesi oldu. 1990’lardan itibaren Türkiye’ye dönmeye, konferans ve seminerlerle genç kuşaklara dilin önemini anlatmaya başladı.

Bir dilin yeniden doğuşu

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yasaklı olan Kürtçe, uzun yıllar kamusal alanda varlık gösterememişti. Mehmed Uzun, bu yasaklı dilden modern bir roman dili kurma görevini üstlendi. İlk romanı Tu (1985) için çalışırken dilin yazılı edebiyattaki yetersizliklerini fark etti. Kurmanci, Dimili ve Sorani lehçelerini birleştirerek, sözlü gelenekten, klasik edebiyattan ve günlük konuşmadan beslenen melez bir dil geliştirdi. Dengbêjleri romanlarında anlatıcı yaptı, lehçe farklarını aşmak için sözlükler ve listeler hazırladı. “Kürtçe yazmayı ve Kürtçe bir roman dili kurmayı çok zor koşullarda kendi özel çabalarımla öğrendim” diyerek bu 20 yıllık emeğini özetledi. Musa Anter’in 1960’larda yazdığı “Qımıl” gibi öncü metinlerden ilham alan Uzun, bu geleneksel çabayı modern roman formuna taşıdı. Folkloru, tarihi ve modernist anlatım tekniklerini harmanlayarak Kürtçe’yi evrensel bir edebiyat dili haline getirdi.

Eserleri ve dostlukları

Mehmed Uzun, roman, deneme, inceleme, antoloji ve şiir türlerinde 20’ye yakın eser verdi. Romanlarında aşk, savaş, sürgün ve başkaldırı temalarını işlerken, denemelerinde dil ve kültür üzerine düşüncelerini aktardı; Kürt Edebiyatı Antolojisi gibi çalışmaları ise bu edebiyatın tarihini belgeledi. Başlıca eserleri arasında Tu (1985), Mirina Kalekî Rind (1987), Siya Evînê (1989), Rojek Ji Rojên Evdalê Zeynikê (1991), Bîra Qederê (1995), Ronî Mîna Evînê Tarî Mîna Mirinê (1998) ve Hawara Dîcleyê (2002) bulunuyor. Eserleri, 1990’lardan itibaren Türkiye’de Kürtçe ve Türkçe olarak yayımlandı; bazıları yargılansa da beraat etti.

Uzun’un hayatında kurduğu dostluklar, hem edebi hem kişisel yolculuğunu derinden etkiledi. Cezaevinde tanıştığı Musa Anter, onun Kürtçe hocası ve ilham kaynağıydı. Yaşar Kemal ise Uzun’un eserlerinin yargılanması sırasında ona destek oldu. Uzun’un 2007’deki cenazesinde konuşan Kemal, “Mehmed Uzun böyle bir dilin ustasıdır. Gelecek büyük Kürt romanının ilk temel taşını koymuştur” diyerek onun mirasını övdü. Muhsin Kızılkaya ve Selim Temo gibi isimler, eserlerini Türkçeye kazandırarak Uzun’un sesini geniş kitlelere ulaştırdı.

Son yıllar ve veda

2006’da mide kanseri teşhisi konan Uzun, Diyarbakır’a döndü ve “Buraya ölmek için değil, yaşamak için geldim” diyerek umudunu korudu. Ancak 11 Ekim 2007’de, 54 yaşında hayatını kaybetti. Cenazesi, Diyarbakır’daki Mardinkapı Mezarlığı’na defnedildi. Mehmed Uzun, yasaklı bir dilden çağdaş bir edebiyat dili yaratarak Kürt romanının temelini attı. Eserlerinde bir halkın tarihini, acısını ve direnişini anlattı. Bugün, Kürtçe edebiyat yeni nesil yazarlarla büyümeye devam ederken; Mehmed Uzun’un adı, bu mücadelenin öncülerinden biri olarak anılmaya devam ediyor.

Haber: Vedat AK