Fransız Le Monde gazetesi, OECD’nin 2024 Education at a Glance raporu ve Eurostat verilerine dayandırdığı kapsamlı analizinde, Türkiye’nin yükseköğretim ve genç istihdam sistemindeki yapısal sorunlara dikkat çekerek ülkenin “bir neslin tamamını kaybetme riskiyle karşı karşıya” olduğu uyarısında bulundu.

Haberde yer alan istatistikler, eğitimden istihdama geçişteki kırılmaları, kamu harcamalarındaki gerilemeyi, cinsiyet temelli dışlanmayı ve çocuk işçiliği gibi çok katmanlı sorunları bir bütün olarak ele alıyor. Le Monde, bu tabloyu “eğitim sisteminin köklü bir çöküşü” olarak nitelendirirken, verilerin uluslararası kuruluşlar tarafından da doğrulandığını vurguluyor.

18-24 yaş grubunda NEET oranı: Türkiye, Güney Afrika’nın gerisinde

Le Monde’un haberine göre, 18-24 yaş arasındaki gençlerin yüzde 32’si ne istihdamda, ne eğitimde, ne de herhangi bir mesleki eğitim programında yer alıyor. Bu oran Türkiye’yi OECD ülkeleri arasında en üst sıralara taşırken, Güney Afrika’nın bile gerisinde bırakıyor.

OECD’nin 2024 raporunda aynı yaş grubu için Türkiye’deki NEET oranı yüzde 23,6 olarak kaydedilmiş; 2023’teki yüzde 21,6’lık seviyeden belirgin bir yükseliş gözlemleniyor. Eurostat’ın 2024 verileri ise 15-29 yaş arası NEET oranını yüzde 25’in üzerinde gösteriyor; bu, Avrupa Birliği ortalamasının iki katından fazla.

OECD, NEET kategorisindeki gençlerin uzun vadede sosyal dışlanmaya, yoksulluğa ve düşük beceri düzeyine mahkûm olma riski taşıdığını belirtiyor. Le Monde, bu durumun yalnızca bireysel değil, aynı zamanda ekonomik büyüme ve toplumsal uyum açısından da ciddi bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekiyor.

Genç kadınlarda kariyer dışlanması: Yüzde 42’lik kayıp

Le Monde’un en çarpıcı bulgularından biri, genç kadınların işgücü piyasasından sistematik olarak dışlanması. Haberde, genç kadınların yüzde 42’sinin kariyer fırsatlarından tamamen yoksun olduğu belirtiliyor.

OECD 2024 verileri, 15-29 yaş arası kadın NEET oranını yüzde 31,1 olarak sıralarken, aynı yaş grubundaki erkeklerde bu oran yüzde 9,6’da kalıyor. Aradaki 22,5 puanlık fark, cinsiyet eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkelerden biri olarak Türkiye’yi öne çıkarıyor.

Eurostat’ın 2024 analizinde, Türkiye’deki NEET cinsiyet açığı 33,7 puan ile AB ülkeleri arasında zirvede yer alıyor. Le Monde, bu durumun erken evlilikler, ailevi sorumluluklar, kültürel normlar ve iş piyasasındaki ayrımcılıkla ilişkili olduğunu belirtiyor. OECD, kadınların eğitimden istihdama geçişinde karşılaştığı engellerin, uzun vadede demografik yapı ve işgücü verimliliği üzerinde kalıcı etkiler yaratacağını raporluyor.

Üniversite mezunlarının istihdamı: Avrupa’da son sıra

Le Monde, Türkiye’nin yeni üniversite mezunlarının istihdam oranında 33 Avrupa ülkesi arasında sonuncu olduğunu vurguluyor. Daha dikkat çekici olan ise, üniversite mezunlarının işsizlik oranının genel işsizlik oranının üzerinde seyretmesi.

OECD 2024 raporuna göre bu durum Türkiye’yi “tek ülke” konumuna getiriyor. Rakamlar da bunu doğruluyor: 25-34 yaş arası üniversite mezunlarında işsizlik oranı yüzde 10,6 iken, genel işsizlik oranı yüzde 11,2 civarında. Bu tersine tablo, yükseköğretimin işgücü piyasasıyla uyumsuzluğunu ve “eğitim enflasyonu” olarak tanımlanan fenomeni gözler önüne seriyor.

Stockholm Center for Freedom’ın 2024 raporunda da, lise mezunlarının işsizlik oranı yüzde 10,2, üniversite mezunlarının ise yüzde 10,6 olarak belirtiliyor. Bu da eğitim seviyesinin artık istihdam garantisi sunmadığını açıkça ortaya koyuyor.

Kamu harcamalarında gerileme: Bütçe payı yüzde 10’un altına düştü

Le Monde’un haberinde, eğitim sisteminin finansmanındaki yetersizlikler de detaylı biçimde ele alınıyor. Ulusal bütçeden eğitime ayrılan pay 2018’de yüzde 12,9 iken, 2024 itibarıyla yüzde 10’un altına geriledi.

Dünya Bankası verileri, eğitim harcamalarının GSYİH içindeki payının 2018’de yüzde 4,6 iken, 2022’de yüzde 2,61’e düştüğünü gösteriyor. Genel hükümet harcamalarındaki pay da 2019’daki yüzde 11,17’den 2021’de yüzde 8,81’e indi.

Öğrenci başına harcama rakamları da tabloyu netleştiriyor:

  • İlk ve ortaöğretimde: 3.473 avro (OECD ortalaması: 11.652 avro)
  • Yükseköğretimde: 9.324 avro (OECD ortalaması: 18.471 avro)

OECD’nin 2024 raporunda Türkiye’nin ilkokulda öğrenci başına 4.038 USD, ortaokulda 4.305 USD, yükseköğretimde ise 10.657 USD harcadığı belirtiliyor. Bu rakamlar, Türkiye’yi OECD ülkeleri arasında alt sıralara yerleştiriyor.

Le Monde, bu finansal dar boğazın sınıf mevcutlarının artmasına, altyapı eksikliklerine ve öğretmen açığına yol açtığını belirtiyor. OECD, 2022/2023 akademik yılında Türkiye’de nitelikli öğretmen eksikliğinin belirgin olduğunu raporluyor.

Akademik personel maaşlarında durağanlık ve adaletsizlik

Le Monde, eğitim sisteminin insan kaynağı boyutuna da ışık tutuyor. Habere göre, öğretim üyesi ve görevlilerinin maaşlarında yıllardır anlamlı bir artış yaşanmıyor. Deneyimli profesörler, yeni işe giren akademisyenlerden yalnızca yüzde 29 daha fazla maaş alıyor.

Bu fark çoğu OECD ülkesinde yüzde 60’ın üzerinde. Örneğin Kanada’da yeni akademisyenler aylık 5.733 USD, kıdemliler ise 9.485 USD kazanıyor. Türkiye’de 2025 itibarıyla ortalama profesör maaşı 38.625 TL (yaklaşık 1.100 USD) seviyesinde; bu, ulusal ortalamanın yüzde 79 altında.

OECD, akademik maaşlardaki bu sıkıştırmanın beyin göçünü tetiklediğini ve nitelikli öğretim üyelerinin yurt dışına yöneldiğini belirtiyor. Le Monde, bu durumun eğitim kalitesini uzun vadede daha da aşağı çekeceği uyarısında bulunuyor.

Çocuk işçiliği sorunu

Le Monde’un haberinde en sarsıcı veri, neredeyse 1 milyon çocuğun (5-17 yaş) iş gücünde yer aldığına dair tahmin.

ILO ve UNICEF’in 2024 Küresel Çocuk İşçiliği Tahminleri raporu, dünya genelinde 138 milyon çocuk işçisi olduğunu belirtirken, Türkiye’nin 2019 ulusal istatistiklerinde bu sayı 850 binden fazla olarak kaydedilmişti.

Pandemi, ekonomik kriz ve 2023 depremleri sonrası artışla, bu rakamın 1 milyona yaklaştığı tahmin ediliyor. UNICEF Türkiye, 2024 Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü açıklamasında, özellikle mevsimlik tarım işlerinde (fındık, pamuk hasadı gibi) çalışan çocukların yüksek risk altında olduğunu vurguluyor.

ILO-UNICEF ortaklığı, Türkiye’yi “Pathfinder Country” statüsünde değerlendirerek çocuk işçiliğiyle mücadelede ilerleme kaydettiğini belirtse de, ekonomik baskıların bu çabaları sekteye uğrattığına dikkat çekiyor.

Le Monde, çocuk işçiliğinin eğitimden kopuşu kalıcılaştırdığını ve nesiller arası yoksulluğu pekiştirdiğini raporluyor.

Uluslararası kuruluşların ortak görüşü: Acil reform gerekiyor

Le Monde’un analizi yalnızca kendi yorumuyla sınırlı değil; OECD, Eurostat, Dünya Bankası, ILO ve UNICEF gibi uluslararası kuruluşların raporlarıyla destekleniyor.

OECD, eğitim yatırımlarının artırılmasını, mesleki eğitim programlarının güçlendirilmesini, cinsiyet eşitliği politikalarının uygulanmasını ve öğretmen niteliğinin yükseltilmesini öneriyor.

Dünya Bankası, Türkiye’nin eğitim harcamalarını GSYİH’nın en az yüzde 5-6’sına çıkarması gerektiğini savunuyor.

TÜİK verileri de bazı alanlarda uluslararası raporlarla paralellik gösteriyor: 2023’te 15-24 yaş arası işsizlik oranı yüzde 17,4 olarak gerçekleşmiş; ancak genç kadınlarda bu oran yüzde 22,1’e yükseliyor.

P.A. Turkey’nin 2025 analizi, 2019-2024 arasında üst ortaöğretim tamamlama oranının iyileştiğini (eğitimsiz genç oranı yüzde 41’den yüzde 28’e gerilediğini) belirtse de, iş piyasasının bu kazanımları absorbe edemediğini vurguluyor.

Bir neslin geleceği tehlikede

Le Monde, haberini şu cümleyle kapatıyor:

“Eğitim sisteminde köklü değişiklikler yapılmazsa, Türkiye bir neslin tamamını kaybetme riskiyle karşı karşıya.”

Gazete, bu krizin yalnızca eğitimle sınırlı olmadığını; ekonomik üretkenlik, sosyal uyum, demografik yapı ve uluslararası rekabet gücü üzerinde kalıcı izler bırakacağını belirtiyor.

Uluslararası raporlar, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelini avantaja dönüştürebilecek kaynaklara sahip olduğunu, ancak bunun için acil ve kapsamlı reformlara ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyuyor.

Le Monde’un bu analizi, hem Türkiye’deki karar alıcılara hem de uluslararası kamuoyuna, eğitim ve gençlik politikalarının yeniden yapılandırılması gerektiğine dair güçlü bir mesaj iletiyor.

Güneydoğu Anadolu: Çöküşün en derin yansıması

Bu küresel ölçekteki uyarıların en görünür etkisi, Türkiye’nin doğusunda, özellikle de Güneydoğu Anadolu’da hissediliyor.

Bölge illerinde NEET oranı ulusal ortalamanın çok üzerinde; bazı illerde bu oran yüzde 45’i buluyor. Kız çocuklarının eğitimden kopuşu, erken yaşta evlilikler ve yoksulluk sarmalı, Le Monde’un bahsettiği “bir nesil riski”nin en somut halini burada karşımıza çıkarıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2024 verileri, bölgedeki lise tamamlama oranının yüzde 52’ye gerilediğini gösteriyor. TÜİK verilerine göre, 18 yaş altı çocuk işçiliği oranı Şanlıurfa, Mardin ve Adıyaman’da ülke ortalamasının iki katı.

Bu tablo yalnızca ekonomik değil, kültürel ve sosyolojik bir yıkımı da içinde barındırıyor. Eğitimden uzaklaşan her çocuk, gelecekte hem bireysel hem toplumsal düzeyde kaybedilen bir potansiyele dönüşüyor.

Türkiye’nin genç nüfus avantajı, özellikle Güneydoğu’da fırsata değil, hızla büyüyen bir krize dönüşüyor. Eğitimden kopuş, bölgesel eşitsizlikleri derinleştiriyor; sosyal dışlanma, yoksulluk ve göç sarmalı birbirini besliyor.

Eğer bu bölge özelinde acil ve kapsayıcı bir eğitim reformu başlatılmazsa, yalnızca bir kuşak değil, bütün bir bölgenin geleceği kaybedilebilir.

Haber: Vedat AK