Uzmanlar, geleneksel bilgisayarlardan çok daha farklı çalışan kuantum bilgisayarların, günümüzde kullanılan tüm şifreleme sistemlerini kısa sürede geçersiz kılabileceği uyarısında bulunuyor. Son araştırmalar, dijital güvenlik çağının sonunu getirebilecek bir dönemin hızla yaklaştığını ortaya koyuyor.

Bilim dünyasında “Kuantum Kıyameti” olarak adlandırılan bu olası senaryo, yalnızca internet güvenliği ve devlet sistemlerini değil, kripto para ekosistemini de kökten sarsma potansiyeline sahip.

Bu tehlikeye dikkat çekmek isteyen araştırmacılar, “Quantum Doomsday Clock” (Kuantum Kıyamet Saati) adlı bir çevrim içi platform kurdu. Atom Bilimcileri Bülteni’nin ünlü “Kıyamet Saati”nden esinlenen bu dijital sayaç, Bitcoin’in güvenliğini sağlayan özel anahtarların kırılabileceği tarihi 8 Mart 2028 olarak işaret ediyor. Platformun verilerine göre, “kuantum kıyameti”ne 2 yıl 4 ay kaldı.

Bazı uzmanlar bu tahmini fazla iddialı bulsa da, NIST ve Global Risk Institute (GRI) gibi uluslararası kuruluşlar, 2028–2035 yıllarının bu dönüşüm için gerçekçi bir zaman aralığı olabileceğini belirtiyor.

Bu tarihte, yeterli kapasiteye sahip bir kuantum bilgisayarın, Shor algoritması yardımıyla Bitcoin’in güvenliğini sağlayan ECDSA secp256k1 eliptik eğri şifrelemesini çözebileceği tahmin ediliyor.

1994’te matematikçi Peter Shor tarafından geliştirilen algoritma, klasik bilgisayarların yıllar sürecek hesaplamalarını saniyeler içinde tamamlayabiliyor. Bu nedenle Shor algoritması, kuantum bilgisayarların neden geleneksel sistemlere kıyasla devrim niteliğinde olduğunu gösteren en güçlü kanıt olarak kabul ediliyor.

Bugün kullanılan internet bankacılığı, e-posta güvenliği ve kripto para altyapıları, bu hesaplamaların klasik bilgisayarlar için neredeyse imkânsız olmasına dayanıyor. Ancak kuantum bilgisayarlar, aynı anda milyonlarca olasılığı değerlendirme kabiliyetiyle bu engeli ortadan kaldırabiliyor.

Uzmanlar, bu tür bir sistemin çalışabilmesi için milyonlarca hatayı tolere edebilen, son derece kararlı kuantum işlemcilere ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Ancak araştırma hızının geldiği nokta, kuantum çağının beklenenden çok daha yakın olabileceğini gösteriyor.