Kimin toprağı, kimin emeği? Yoksa ağa mı geliyor?

Toprak yeniden ekiliyor, üretim artacak deniyor..ama asıl soru şu: Bu düzende emeğin sahibi kim, kazanan kim olacak?

Ülke genelinde uzun süredir sessiz kalan, nadasa bırakılmış tarlalar birer birer üretime açılıyor. Devlet, iki yıl üst üste işlenmeyen arazileri kiraya vererek tarımsal üretimi artırmayı hedefliyor. Kağıt üzerinde kulağa mantıklı geliyor: Toprak boş kalmayacak, ülke kazanacak, gıda arzı güvence altına alınacak.

Ama sahaya indiğinizde tablo o kadar sade değil. Çünkü mesele sadece “toprak ekilsin” meselesi değil asıl soru şu: O toprağı kim ekecek, emeğin sahibi kim olacak?

Son yıllarda mazot, gübre, tohum ve ilaç fiyatlarındaki artış, çiftçinin belini iyice bükmüş durumda. Üretici artık kazanmıyor, borcunu döndürmeye çalışıyor. Hal böyle olunca, birçok köylü tarlasını nadasa bırakıyor, çünkü zarar etmemek için ekmemeyi tercih ediyor.

Ve şimdi devlet diyor ki: “İki yıl ekilmeyen araziyi üretime kazandıracağım.” Güzel de, o arazi neden ekilmedi? Çiftçi keyfinden mi bıraktı? Yoksa üretim artık geçim olmaktan çıktığı için mi?

Sorun tam da burada başlıyor. Küçük üreticiye destek olmak yerine, onun arazisini elinden alıp bir başkasına kiralamak çözüm mü gerçekten?

Devlet kira gelirini doğrudan malike aktaracak, diyor. Ama sormak lazım:

Bir çiftçi, birkaç dönüm toprağının yıllık kirasıyla geçinebilir mi? Ya da o kira, onun ailesini geçindirmeye, çocuklarını okutmaya yeter mi?

Büyük ihtimalle hayır.

Kendi toprağında işçi olmak

Bu uygulama, görünürde üretimi artırırken, uzun vadede ağalık sistemini yeniden canlandırma riskini taşıyor. Çünkü toprağı kiralayabilecek olanlar, zaten mali gücü yerinde olan, traktörü, deposu, işçisi olan büyük üreticiler olacak.

Yani küçük çiftçinin arazisi elinden alınacak, o çiftçi bu kez kendi toprağında günlük yevmiye ile çalışan bir işçiye dönüşecek. Toprak mülkiyeti onda kalacak belki ama üretim hakkı başka birinde olacak.

Bu durum, özellikle Şanlıurfa gibi toprağın namus, emeğin kutsal sayıldığı bölgelerde ciddi sosyal gerilimlere yol açabilir. Aile içinde, akrabalar arasında ya da köyler arasında arazi paylaşımı nedeniyle zaten var olan kırılgan denge, devlet eliyle yapılan bu kiralama düzeniyle daha da hassas hale gelebilir.

Bu durum ileride kan davalarına varabilecek anlaşmazlıkları tetikleyebileceği gibi Şanlıurfa’yı ağaların olduğu zamana götürebilir.

Çözüm: Küçüğü destekle, büyüğe kiralama

Elbette amaç üretimi artırmak, toprakların boş kalmasını önlemek olmalı. Ancak çözüm, küçük çiftçinin elindekini almak değil; onu yeniden üretime döndürmek olmalı.

Mazot desteği, gübre sübvansiyonu, ucuz kredi, alım garantisi gibi gibi..

Devlet bu araçları kullanarak çiftçiyi ayağa kaldırabilir.

Yani toprağı elinden almak yerine, elinden tutmak gerekiyor.

Küçük çiftçi ekmeye devam ederse hem üretim artar hem de köyler yaşar. Ama küçük üretici tarımdan koparsa, sadece toprak değil, bir kültür, bir gelenek, bir yaşam biçimi de yok olur.

Velhasıl kelam; devlet, üretimi artırmak için bir adım atıyor, evet…ama bu adım, emeğin hakkını gözetmeyen bir adım olursa, üretimi değil, adaletsizliği büyütür.

Eğer gerçekten verimli bir tarım istiyorsak, tarlayı değil, çiftçiyi ayağa kaldırmamız gerekiyor.