Kavramsal Bir Tartışma: Ulus ve Millet Anlamdaş Değildir

Özet

Arapça kökenli “millet” kavramının, Osmanlı-İslam geleneğinde ağırlıklı olarak dinsel cemaatleri tanımlamak üzere kullanıldığı; buna karşın modern cumhuriyet döneminde Batı menşeli “nation” kavramının karşılığı olarak benimsendiği görülmektedir. Bu durum, “millet/milliyet” kavramının tarihsel anlamı ile modern siyasal içeriği arasında bir gerilim yaratmaktadır. Keza Cumhuriyet dönemi dil reformu bağlamında “ulus” ve “ulusalcılık” kavramlarının ortaya çıkışı; bu kavramların laiklik, yurttaşlık ve seküler siyasal aidiyet ilkeleriyle daha uyumlu olduğu gözlenmektedir. Dolayısıyla modern coğrafi, ekonomik ve siyasal topluluğun tanımlanmasında “ulus” ve “ulusalcılık” kavramlarının hem etimolojik hem de ideolojik açıdan daha tutarlı bir çerçeve sunmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Millet, milliyetçilik, ulus, ulusalcılık, dil reformu, Cumhuriyet dönemi, ulus-devlet.

1. Giriş

Modern siyasal ve toplumsal düşüncede “millet” ve “milliyetçilik” kavramları, sıklıkla “ulus” ve “ulusçuluk/ulusalcılık” kavramlarıyla eşanlamlı biçimde kullanılmaktadır. Ancak bu kullanım, kavramların tarihsel kökenleri ve taşıdıkları anlam katmanları dikkate alındığında önemli kavramsal sorunlar barındırmaktadır. Özellikle Osmanlı-İslam geleneğinde dinsel bir içerik taşıyan “millet” kavramının, modern seküler ulus-devlet anlayışını ifade etmekte kullanılması, kavramın tarihsel bağlamıyla çelişen bir durum yaratmaktadır.

Bu makale, söz konusu kavramsal gerilimi etimolojik ve tarihsel bir çerçevede ele alarak, Cumhuriyet dönemi dil reformu sürecinde önerilen “ulus” ve “ulusalcılık” kavramlarının neden daha tutarlı bir alternatif sunduğunu tartışmayı amaçlamaktadır.

Yine uluslaşma sürecinin uygar toplumlaşma sürecinin belirli bir döneminde şekillendiğini ve diğer toplumsal kümelenme formları gibi değişebileceğine dikkat çekmektedir.

2. Millet Kavramının Etimolojik ve Tarihsel Arka Planı

“Millet” kelimesi Arapça “mll> milla(t)” kökünden türemiş olup, klasik Arapçada ve İslam düşüncesinde “din”, “inanç sistemi” ve “izlenen yol” anlamlarında kullanılmıştır. Kur’an’da geçen “millet-i İbrahim” ifadesi, kavramın etnik ya da siyasal değil, teolojik (dini) bir topluluğa işaret ettiğini göstermektedir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda da “millet” kavramı, modern anlamda bir ulusu değil, dini cemaatleri tanımlayan bir kategori olarak işlev görmüştür. Osmanlı millet sistemi, farklı etnik kökenlere sahip bireyleri aynı dini aidiyet temelinde bir araya getiren, teolojik temelli bir toplumsal örgütlenme biçimiydi. Bu bağlamda millet kavramı, seküler siyasal aidiyetten ziyade dinsel kimliği esas almaktaydı.

Günümüzdeki “nation (ulus)” kavramı Latince kökenlidir. Latince “nationem” kavramından evrilmiştir. Nationem yine Latince “doğmak” anlamına gelen “nasci” fiilinden türemiştir. İlk zamanlarda Orta Çağ Avrupa’sında “nationem”, aynı yerden gelen, doğum yeri aynı olan, ülkedaş, vatandaş insanlar topluluğunu ifade eden bir kavramdır. Orta Çağ Avrupa’sındaki üniversitelerde okumaya gelen öğrenciler geldikleri yere göre ayrılırdı.

Türkiye Türkçesinde, Batı dillerindeki “nation” kelimesinin karşılığı olarak kullanılan “ulus” kelimesinin kökeni Moğolcadır. Eski Türkçedeki “ülüş (pay, bölüşülen toprak/devlet)” kelimesiyle eş kökenlidir. Burada fetih edilen ülkelerin hâkim olan hakanın varisleri arasında bölüştürülerek, varisin hükmettiği alanı belirten bir kavramlaştırma olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bölüştürülen o toprakta farklı sosyal-kültürel küme veya gruplar da mevcuttur.

Yukarıda da ifade edildiği gibi hem “nationem” ve hem de “ulus” kavramının orijinal anlamı coğrafi olarak “aynı coğrafi ülkede yaşamak, vatandaş, ülkedaşlık” anlamına gelmektedir.

Uluslaşma süreci, Kuzey İtalya Denizci Şehir Cumhuriyetleriyle başlayıp, Rönesans (14.-15. yy.), Reform (16. yy.), Aydınlanma (17.-18. yy.), Sanayi Devrimleri (18.-19. yy.) ve Fransız Devrimiyle (1789-11799) olgunlaşarak I. Fransız Cumhuriyetiyle (1792-1804) ilk kez ulus devlet formuna ulaşmıştır. Daha sonra hızla modern uygarlıkların en temel siyasal kümelenme formu haline dönüşmüştür.

3. Milliyetçilik Kavramının Aktarımı ve Kavramsal Uyumsuzluk

18. yüzyılın sonlarında gerçekleşen Amerikan Devrimi (1776) ve özellikle Fransız İhtilali (1789) nasyonalizmin doğuşunda belirleyici olmuştur. 18. yüzyılın sonunda Avrupa’da ortaya çıkan “nationalism” düşüncesi, Osmanlı aydınları aracılığıyla Türkiye’deki siyasal düşüncelere aktarılmıştır. Ancak bu aktarım sürecinde, Batı’daki seküler ve siyasal içerikli “nation” kavramı, tarihsel olarak dinsel çağrışımları güçlü olan “millet” kelimesiyle karşılanmıştır.

Bu tercih, modern ulusalcılık düşüncesinin dayandığı yurttaşlık, siyasal egemenlik ve ortak kültür gibi unsurlarla, millet kavramının dinsel-topluluk temelli kökeni arasında bir kavramsal gerilim yaratmıştır. Dolayısıyla “milliyetçilik” terimi, modern siyasal içeriğine rağmen etimolojik olarak teolojik (ilahi) bir mirası bünyesinde taşımaktadır.

4. Cumhuriyet Dönemi Dil Reformu ve “Ulus” Kavramının İnşası

Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte gerçekleştirilen dil reformu, yalnızca dilin sadeleştirilmesini değil, aynı zamanda yeni bir siyasal ve toplumsal kimliğin inşasını hedeflemiştir. Bu süreçte Arapça ve Farsça kökenli kavramların yerine Türkçe karşılıklar önerilmiş; bu tercih, ideolojik ve kültürel bir yönelim olarak da anlam kazanmıştır.

“Ulus” kavramı, bu reform sürecinde öne çıkan temel terimlerden biridir. Türkçe kökenli olması ve dinsel bir çağrışım taşımaması, bu kavramı modern, laik ve yurttaşlık temelli ulus-devlet anlayışıyla uyumlu hâle getirmiştir. Ulus kavramı, siyasal aidiyeti din temelinden kopararak hukuki ve anayasal yurttaşlık temelinde tanımlamaya imkân tanımaktadır.

5. Ulusalcılık Kavramının Kavramsal Üstünlüğü

“Ulusalcılık” terimi, modern ulus-devlet ideolojisini tanımlamak açısından “milliyetçilik” kavramına kıyasla daha tutarlı bir çerçeve sunmaktadır. Dinsel referanslardan arındırılmış olması, bu kavramı laiklik, modern hukuk devleti ve Cumhuriyet’in kurucu ilkeleriyle daha uyumlu kılmaktadır.

Bu bağlamda ulusalcılık, yalnızca bir dil reformu ürünü değil; aynı zamanda tebaadan yurttaşa geçişin ve seküler siyasal aidiyetin kavramsal ifadesi olarak değerlendirilebilir.

6. Ulus-Devlet Ezel-Ebet Midir?

Ulus devletler genellikle kendilerini ezelden beri var olan, doğal ve kaçınılmaz bir siyasi biçim olarak sunma eğilimindedirler. Oysa tarihsel araştırmalar ulus devletin tarihsel bir inşa olduğunu, yani modern çağın bir ürünü olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Ulus devlet, kendinden önceki; Teokratik/Şeriat Devleti, Hanedan Devleti, Feodal Devletler gibi tarihsel-toplumsal akışın belli bir zamanında ortaya çıkmış toplumsal-siyasi bir olgudur.

İngiliz-Çekli filozof ve sosyal antropolog Ernest André Gellner (1925-1995), 1983 yılında yayınlanan “Uluslar ve Ulusçuluk” adlı kitabında ulusçuluğun ve ulus devletin evrensel olmadığını, belli bir dönemdeki koşulların ürünü olduğunu savunur.

Gerçekten de başlangıçta coğrafi-bölgesel ve ekonomik-siyasal kümelenme formu olan ulus, varoluşsal (ontolojik) olarak ezel-ebet veya “Kâlû Belâ” bir toplumsal kümelenme değildir. Diğer toplumsal formlar gibi oluşur, gelişir ve dönüşecektir. Dolayısıyla tarihsel ve toplumsal kümelenme formu olarak ulusu biraz tanımlayalım.

Ulus devleti tanımlayan beş yapısal temel unsur vardır;

Ortak Pazar; tek para birimi, tek maliye, serbest dolaşım gibi ekonomik bütünlük.

Ortak Vatan-Ülkesel Bütünlük; Devletin yetki ve egemenliğinin geçerli olduğu belirgin sınırlara sahip, sürekli ve kesin olarak çizilmiş coğrafi sınırlar.

Toplumsal Sözleşme; Bir ulus-devletin somut temeli, genellikle bir Anayasa'dır. Anayasa, bireylerin haklarını, devletin yapısını ve yetkilerini belirleyen yazılı bir toplumsal sözleşme metni olarak görülebilir. Bu Anayasa, ulusu oluşturan farklı grupların geniş katılımıyla (veya en azından rızasıyla) oluşturulduğunda, uluslaşma sürecini sağlamlaştırır. Toplumsal sözleşme; genel-ortak iradenin oluşmasını sağlayan, ulusu bir arada tutan ortak değerler, normlar ve yasal düzenin temelini oluşturur. Bu ortak zemin, ulusal kimliğin oluşumu ve pekişmesi için hayati öneme sahiptir.

Ortak İrade; ulusu oluşturan tüm bireylerin, toplumun genel çıkarı ve iyiliği doğrultusunda birleşerek ortaya koyduğu kolektif karar alma ve eylem yapma gücünü ifade eder. Felsefi temeli, Jean-Jacques Rousseau'nun "Toplum Sözleşmesi"nde bahsettiği “Genel İrade (Volonté Générale)” kavramına dayanır. Ortak irade her zaman oybirliği ile ortaya çıkmasa da (bazen çoğunluk iradesi), özel çıkarların üstündedir.

Siyasal Birlik; ortak vatanda yaşayan vatandaşlar tarafından onaylanmış meşru otoriteye sahip, merkezi bir siyasal örgütlenme (hükümet/devlet erki) ve hem içte (merkezi yönetim) hem de dışta (bağımsızlık) tanınmış egemenlik hakkıdır.

Ulus devlet için belirtilen dil, tarih ve kültür gibi unsurlar önceden var olan unsurlar değildir, sonradan şekillenen unsurlardır. Ulusçuluk teorilerinin öncüsü filozof ve sosyal antropolog E. A. Gellner (1925-1995) gibi modernist kuramcılara göre, ulusçuluğun ortaya çıkışının temel nedeni, sanayileşme/sanayi devrimi ve modern ekonomi ihtiyacıdır. Sanayileşen bir toplumun, işgücünü yetiştirmek ve mobilize etmek için ortak bir eğitim sistemi ve tek tip bir iletişim diline ihtiyacı vardır.

Ortak dil ve kültür, ulus-devlet tarafından bu ihtiyacı karşılamak üzere yukarıdan aşağıya (devlet eliyle) inşa edilir.

Dilin standartlaştırılması; dilsel çeşitlilik içinden siyasal, kültürel ve pedagojik gerekçelerle seçilmiş bir varyantın, kamusal alanın ortak dili hâline getirilmesi sürecidir. Ulus-devletler kurulmadan önce, insanlar genellikle yerel lehçeler, ağızlar veya farklı dillerle konuşmaktadır. Ulus-devlet eğitim ve Devlet Bürokrasisi aracılığıyla, bu lehçelerden birini (genellikle başkentin lehçesini) standart dil haline getirmiştir. Yani dil, ulusun kurucu unsuru olmaktan çok, ulusu sağlamlaştıran bir araç olarak şekillendirilmiştir.

"Ulusal Kültür" diye adlandırılan şey, genellikle devletin seçtiği semboller, tarihler, kahramanlar ve geleneklerin harmanlanarak tek bir ulusal kimlik olarak sunulmasıdır. Örneğin, ulusal bayramlar, ulusal marşlar, ulusal müzeler ve hatta tarih ders kitapları, önceden var olan veya olmayan bir "ortak geçmişi" yaratma ve pekiştirme aracıdır.

İrlanda kökenli Amerikalı siyaset bilimci ve tarihçi Benedict Richard O'Gorman Anderson (1936-2015) ulus, üyelerinin birbirini şahsen tanımadığı, ancak ortak bir kimliğe inandığı bir "Hayali Cemaat (Imagined Community)” olduğunu ileri sürmektedir.

Bu cemaat, esas olarak matbaa kapitalizmi (gazeteler, kitaplar) ve devletin eğitim sistemi aracılığıyla, insanlar arasında ortak bir deneyim, zaman ve kültürel referans çerçevesi yaratarak inşa edilmiştir.

Ulus devlet sınırları içindeki, asıl ortak tarihsel süreç, soy (kanbağı) ve kültür birliğine dayalı şekillenmiş toplumsal kümeleşme biçimleri olan etnik (köy-kabile) ve kavimlerin bir biçimiyle “tek bir millet” iddiasıyla homojenleştirilmesi büyük insani-ahlaki trajedi ve felaketlere neden olmuş nihayetinde başarılı da olmamıştır.

Öte yandan uluslaşmanın en önemli beş unsuru temelinde gerçekleşen demokratik birleşme veya bütünleşmeler (entegrasyonlar) başarılı olmuştur (ABD, AB, Birleşik Krallık/UK, İskandinavya Ülkeleri gibi).

7. Sonuç olarak

“Millet” ve “milliyetçilik” kavramlarının etimolojik ve tarihsel kökenleri itibarıyla dinsel cemaat anlayışına dayanmaktadır. Bu kavramların modern, seküler ve yurttaşlık temelli ulus-devlet anlayışını ifade etmekte kullanılması, kavramsal bir belirsizlik yaratmaktadır. Cumhuriyet dönemi dil reformu ise bu belirsizliği aşmayı hedefleyerek “ulus” ve “ulusalcılık” kavramlarını ön plana çıkarmıştır.

Dolayısıyla modern siyasal topluluğun tanımlanmasında “ulus” ve “ulusalcılık” kavramlarının tercih edilmesi, yalnızca dilsel bir sadeleşme değil; aynı zamanda modernleşme ve sekülerleşme sürecinin kavramsal bir gereği olarak değerlendirilebilir.

Keza yeni teknoloji ve endüstri devrimlerinin, küreselleşme ve ekonomik dönüşümlerin zorladığı ulus devletlerin varlığını sürdürebilmesi, daha çoğulcu, çeşitlikçi, eşitlikçi, adil, gerçekçi ve mantıklı (rasyonel) siyasal-ekonomik anlayışlara açık olmasına bağlıdır.

Kaynakça;

Anderson, B. (2006). Hayali Cemaatler: Milliyetçiliğin Kökenleri ve Yayılması. Metis Yayınları.
Berkes, N. (2002). Türkiye’de Çağdaşlaşma. Yapı Kredi Yayınları.
Gellner, E. A. (1983/2008). Nations and Nationalism (Uluslar ve ulusçuluk). (B. Ersanlı, & G. G. Özdoğan, Çev.) Hil Yayınları.
Gökalp, Z. (2015). Türkçülüğün Esasları. Ötüken Yayınları.
Lewis, B. (1993). Modern Türkiye’nin Doğuşu. Türk Tarih Kurumu.
Mardin, Ş. (1991). Türk Modernleşmesi. İletişim Yayınları.

Rousseau, J. J. (1762/2018). Toplumsal sözleşme (Du contrat social). (V. Günyol, Çev.) Cem Yayınevi.

Zürcher, E. J. (2004). Modernleşen Türkiye’nin Tarihi. İletişim Yayınları.
Türk Dil Kurumu. (2011). Türkçe Sözlük. TDK Yayınları.

[1] Bakara Suresi 2/130, 135; Âl-i İmrân Suresi 3/95; Nisâ Suresi 4/125; En‘âm Suresi 6/161; Nahl Suresi 16/123; Hac Suresi 22/78;