1995 yılında Kürt meselesine dair hazırladığı raporla kamuoyunda yoğun tartışmalara yol açan, bu rapor nedeniyle Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanıp beraat eden Sosyolog ve Siyaset bilimci Prof. Dr. Doğu Ergil, 2005 ve 2008’de yayımladığı iki raporla da Türkiye’de konunun akademik zeminini şekillendiren isimlerden biri olmuştu.
Numedya24’te yayımlanan son yazısında Doğu Ergil, Suriye’de yaşananları “askeri yenilgiden çok, sessiz ama kalıcı bir stratejik terk ediliş” olarak tanımlıyor.
“Savaşın bittiği yerde siyaset sertleşir”
Ergil, yazısında Suriye iç savaşının askeri anlamda büyük ölçüde donmuş bir çatışma aşamasına girdiğini belirterek, asıl mücadelenin artık farklı bir düzlemde yaşandığını ifade ediyor:
“Savaşın bittiği yerde siyaset sertleşir. Bugün Suriye’de belirleyici olan, cephe hattı değil; diplomasi, meşruiyet ve devlet teşkilatının yeniden inşasıdır.”
2026 başı itibarıyla sahadaki en çarpıcı gelişmenin, Suriye Demokratik Güçleri’nin askeri ve siyasi olarak yalnızlaşması olduğunu vurgulayan Ergil, buna karşılık Şam yönetiminin uzun süredir maruz kaldığı diplomatik tecridi aşamalı biçimde kırdığını belirtiyor.
"SDG: Askeri güçten diplomatik açmaza"
Ergil’e göre SDG, IŞİD’e karşı mücadelede Batı açısından vazgeçilmez bir kara gücü oldu; ancak bu durum hiçbir zaman kalıcı bir siyasal ortaklık vaadine dönüşmedi:
“SDG’nin askeri başarısı, hiçbir zaman uluslararası sistemde kalıcı bir siyasal garantiye tahvil edilmedi.”
2025 sonu itibarıyla ABD ve Avrupa’nın öncelik değiştirdiğini belirten Ergil, bu yeni yaklaşımı şöyle özetliyor:
“Batı için artık parçalı, özerk ve ideolojik yapılar değil; zayıf da olsa kontrol edilebilir bir merkezi devlet tercih edilmektedir.”
Bu dönüşümün SDG’yi üç boyutlu bir yalnızlığa ittiğini ifade eden Ergil, askeri kapasitenin artık uluslararası masada bir pazarlık kozu olmaktan çıktığını, özellikle SDG saflarındaki Arap unsurların Şam’a yönelmesinin bu süreci hızlandırdığını belirtiyor.
Diplomatik yalnızlığa dikkat çeken Ergil, şu tespiti yapıyor:
“SDG, fiilen ‘Şam’la anlaşması tavsiye edilen’ ama bu anlaşmanın sonuçları için hiçbir biçimde desteklenmeyen bir aktöre dönüşmüştür.”
Bu ihtimalin yıllardır Abdullah Öcalan tarafından Kürt siyasal aktörlerine hatırlatıldığını da not düşüyor.
"Şam’ın dönüşü ve ‘ehlileştirilmiş’ Ulus-Devlet"
Ergil, 2026 itibarıyla Şam yönetimiyle yeniden temas kuran ülke sayısının hızla arttığına dikkat çekiyor. Arap dünyasında başlayan normalleşmenin, Avrupa’da “realist angajman” söylemiyle tamamlandığını belirten Ergil, bu sürecin Şam’a üç temel avantaj sağladığını ifade ediyor: meşruiyet, kaynak kontrolü ve güvenlik tekeli.
Uluslararası toplumun tercihini ise şu sözlerle özetliyor:
“Tercih nettir: Parçalı yapılar yerine, zayıf ama kullanışlı bir merkezi ulus-devlet. Bu tercih normatif değil, tamamen jeopolitiktir.”
"Kürtler için tanınma var, güvence yok"
Şam yönetiminin Kürtlere yönelik son dönemde attığı kültürel adımlara da değinen Ergil, bu adımların sembolik düzeyi aşamadığını savunuyor:
“Kürtçenin tanınması ya da Newroz’un resmi tatil ilan edilmesi olumlu görünebilir; ancak anayasal ve kurumsal teminatlar olmadan bu adımlar kalıcı değildir.”
Bugünkü tabloyu Ergil şöyle özetliyor:
“Özerklik fiilen sona ererken, tanınan haklar sözlü vaat ve idari kararname düzeyinde kalmaktadır. Dahası, bu hakların arkasında duran uluslararası bir garanti mekanizması da yoktur.”
Bu durumun Kürtlerin tarihsel deneyimlerinden tanıdık olduğunu belirten Ergil, “tanınan kimlik ama güvence altına alınmayan haklar” döngüsünün bir kez daha tekrarlandığını vurguluyor.
"Türkiye: Sonuçtan memnun bir aktör"
Analizde Türkiye faktörüne de geniş yer ayıran Ergil, Ankara’nın sahadaki belirleyiciliğinden ziyade ortaya çıkan tablodan memnuniyetine işaret ediyor. Türkiye’nin uzun süredir savunduğu “Suriye’nin toprak bütünlüğü ve tek ordu” yaklaşımının bugün Şam tarafından hayata geçirildiğini belirten Ergil, Ankara’nın bu süreci stratejik kazanım olarak okuduğunu ifade ediyor.
“Ankara açısından mesele, Kürt kültürel hakları değil; silahlı ve siyasi özerkliğin tasfiyesidir.”
"Radikal yapılar ve kırılgan gelecek"
Ergil, yazısının son bölümünde Şam’daki mevcut yönetim yapısına ilişkin ciddi bir uyarıda bulunuyor. Yönetimde etkili olan yapıların geçmişine dikkat çeken Ergil, bugün belirleyici konumda bulunan Heyet Tahrir el-Şam’ın Batı belgelerinde hâlen “terörist” olarak tanımlandığını hatırlatıyor.
Bu bağlamda şu soruyu gündeme getiriyor:
“Bu eski terörist, yeni müttefikler koalisyonunun, etnik ve kültürel olarak çoğulcu bir ülkeyi radikal bir dinci ideolojiyle yönetebileceğini düşünmek ne kadar gerçekçidir?”
“Kürt meselesi ortadan kalkmaz”
Sonuç bölümünde Ergil, Suriye’de yaşananların yalnızca bir özerklik deneyiminin sona ermesi olmadığını vurguluyor:
“SDG dağılabilir, idari yapılar merkeze entegre edilebilir; fakat Kürt meselesi ortadan kalkmaz.”
Ergil’e göre daha kalıcı bir siyasal düzen ancak Suriye’yi oluşturan unsurların kendi öz-yönetimleriyle katılacakları dengeli bir merkezi yapı ile mümkün olabilir. Aksi halde Kürt meselesi, daha az görünür ama daha derin bir siyasal fay hattı olarak Suriye’nin geleceğinde varlığını sürdürmeye devam edecek.