Harran Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdulvahap Uluç, Independent Türkçe'de yayımlanan "Sermaye, aşiret ve şiddet ilişkisi" başlıklı köşe yazısında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde son yıllarda artan şiddet olaylarının arkasındaki toplumsal dönüşümü ele aldı.
Uluç, son yıllarda bölgede silahlı kavgaların belirgin şekilde arttığını belirterek, geçmişte daha çok darp ve tartışma şeklinde yaşanan olayların artık ateşli silahların kullanıldığı ve can kayıplarının yaşandığı çatışmalara dönüştüğünü ifade etti.
Kapitalistleşme toplumsal yapıyı dönüştürüyor
Doç. Dr. Uluç'a göre Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da son 20-30 yılda yaşanan ekonomik gelişmeler, bölgede güçlü bir sermaye sınıfının ortaya çıkmasına neden oldu.
Tarımda makineleşme, karayolu ağının genişlemesi, ihracat yapan işletmelerin çoğalması, sulama yatırımları, eğitim seviyesindeki yükseliş ve kamu kurumlarında çalışanların artmasıyla birlikte bölgede belirgin bir orta sınıfın oluştuğunu belirten Uluç, bu sürecin geleneksel statü anlayışını da değiştirdiğini kaydetti.
"Bölgede toplumun sosyolojisini dönüştürebilecek bir sermaye oluşuyor artık.
Tarımda makineleşme ve karayolu ağının genişlemesiyle 1950 ve 1960’lı yıllarla beraber Türkiye’nin batısındaki ulusal sermayeye eklemlenmeye başlayan ve bugün Irak başta olmak üzere yurt dışına ihracat yapabilen bir sermaye sınıfı oluşmaya başladı.
Günümüzde ticaret ve sanayi sektörlerindeki gelişmelere eşlik eden tarımsal sulamayla oluşan yeni iş sahaları ve eğitimin artması ile devlet kurumlarında çalışanların sayısındaki belirgin artış gözle görülür bir orta sınıflaşmaya sebep oluyor."
Yazıda, toprağa ve soya dayalı geleneksel statünün yerini sermaye ve ekonomik güce dayalı yeni ilişkilere bıraktığı vurgulandı.
"Şiddetin kaynağı sermaye değil, aşiretle birleşen kapitalist ilişkiler"
Uluç, sermaye ve kapitalistleşmenin tek başına şiddet üretmediğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
"Kapitalist ilişkiler aşiret tarzı örgütlenme ile bir araya geldiğinde şiddet üreten bir kaynağa dönüşüyor."
Yazıda, geçmişte yaşanan kavgaların daha çok namus veya yerel anlaşmazlıklardan kaynaklandığı, günümüzde ise alacak-verecek, arazi ve ekonomik çıkarların çatışmaların temel nedeni haline geldiği ifade edildi.
Ayrıca şiddet olaylarının artık daha çok ekonomik güce sahip aileler ve gruplar arasında yaşandığına dikkat çekildi.
Silahlanmanın arttığına dikkat çekti
Doç. Dr. Uluç, bölgede sermaye artışının silahlanmayı da beraberinde getirdiğini belirterek, silah sahibi olmanın da ekonomik güç gerektirdiğini ifade etti.
Yazıda, son dönemde yaşanan birçok şiddet olayında ateşli silah kullanılmasının tesadüf olmadığı, ekonomik güç ile silahlanma arasındaki ilişkinin göz ardı edilmemesi gerektiği görüşüne yer verildi.
"Bireyselleşme Batı'daki gibi gerçekleşmedi"
Toplumsal dönüşümün devam ettiğini belirten Uluç, bölgede bireyselleşmenin Batı toplumlarındaki gibi gelişmediğini savundu.
Yazıda, bireylerin geleneksel toplumsal baskılardan kısmen uzaklaşmasına rağmen aşiret ve sülale kimliğini taşımayı sürdürdüğü, bu durumun da toplumsal gerilimleri beslediği ifade edildi.
"Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ise topluluk üyeleri grubun baskısından belli ölçüde kurtulmak bağlamında bireyselleşiyorlarsa da, içinde yer aldıkları topluluğun feodal ilişkilerini bir kimlik olarak üzerlerinde taşımaya devam ediyorlar.
Nitekim son yıllarda yaşanan şiddet olaylarına bakıldığında, bu olaylara karışanların önemli bir kısmının eğitim düzeylerinin yüksek olduğu, kurumlarda görev yapan insanlar olduğu görülüyor.
Değişim ve dönüşüm yaşayan bütün toplumlarda, geleneksellikten modernliğe geçiş birtakım bunalımları içinde barındırır.
Burada önemli olan, bu geçiş aşamasının hangi düzeyde en az hasarla atlatılabileceğidir."
"Güç duygusu hoşgörüyü azaltıyor"
Doç. Dr. Uluç, Avrupa'da toplumsal şiddetin daha düşük olmasının temel nedenlerinden birinin bireysel yaşam biçimi olduğunu savunurken, aşiret ve sülale dayanışmasının güçlü olduğu yapılarda kişilerin kendilerini daha güçlü hissettiklerini ve bunun saldırganlığı artırabildiğini şu şekilde dile getirdi;
"Avrupa’da 18 yaşına girmiş biri yuvadan uçan kuş misali başının çaresine bakmak zorundadır.
Bu kişi saldırıya uğradığında ne ailesi ne de başkası onun için beline silahı takıp kavgalara girişir.
Bu kişi de istese de istemese de devlete ve yasalara sığınmak zorundadır.
Aşiret tarzı dayanışma kültürünün ve asabiyet duygusunun güçlü olduğu yerde ise her an size destek olacak, yerine göre sizin için hayatını ortaya koyacak istemediğiniz kadar insan vardır etrafınızda.
Ancak burada bir dipnot olarak şu açıklamayı yapmak gerekir: Aşiretlerde aidiyet aşiretten “sülale”ye doğru dönüşüm yaşadı.
Bu yazıda aşiretten kastımız, aşiretin bir alt birimini oluşturan “sülale”dir.
Dolayısıyla bugün yaşanan kavgalar bütün aşireti içine almaktan ziyade olayın muhatabı “sülale” ile sınırlı kalıyor.
Bu tür olaylarda aşiretin tümünün desteği daha çok dolaylı yoldan oluyor.
Bir insan kendisini ne kadar güçlü hissederse o düzeyde hoşgörüden uzaklaşır ve o düzeyde saldırganlaşır.
Aşiret ilişkileri bu “güçlüyüm” duygusunu sistematik bir şekilde insanların zihin dünyasında canlı tutuyor."
Kapitalist ilişkilerin doğasında uzlaşma ve güven ihtiyacının bulunduğunu belirten Uluç, yaptığı analizin sonunda; aşiret yapısındaki "gurur ve şeref kültürü" ile bu ekonomik ilişkilerin birleşmesinin birçok durumda şiddeti tetiklediğini ifade etti.
Yazının tamamı için TIKLAYIN