Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu Suriye gündemli görüşmenin ardından basın toplantısı düzenledi.
İlk olarak sözü alan Tülay Hatimoğulları, Türkiye’den oluşan geniş bir heyetle beraber Kamışlı'ya düzenledikleri ziyarete ilişkin bilgilendirme yaptıklarını belirtti. Suriye’de bulunan halkların Türkiye’den beklentilerinin olduğunu belirten Hatimoğulları, "Türkiye’de başta muhalefet partileri olmak üzere siyasetten de beklentilerini kendileriyle paylaşmış olduk" dedi.
"SON DERECE ÖNEMLİ BİR ANLAŞMA GERÇEKLEŞMİŞ OLDU"
Suriye'deki çatışmalı sürece değinen Tülay Hatimoğulları, şunları kaydetti:
Şimdi son derece önemli bir mutabakata imza atılmış oldu. 30 Ocak Mutabakatı Şam ve SDG Yöneticileri arasında gerçekleşti. Önemli maddeler var bu mutabakatta. Karşılıklı, son derece önemli bir anlaşma gerçekleşmiş oldu. Bizler DEM Parti olarak Türkiye’deki birçok kesimin de bu konuda görüşünün öyle olduğunu biliyoruz. Bu mutabakatı olumlu bulduğumuzu ilk andan ifade ettik. Ve şu anda gerçekten en önemli beklentimiz bu mutabakatın hayata geçmesi, demokratik zeminde bir entegrasyon sürecinin Suriye’de hızlandırılmasıdır. bu, sadece Kürt halkı için değil, o bölgede yani suriye’de yaşayan Arapların, Türkmenlerin, Hıristiyanların, Alevilerin, Dürzilerin, herkes için son derece ön açıcı ve yapıcı bir rol oynamasını ümit ediyor ve umuyoruz.
"TÜRKİYE'DEN BEKLENTİLERİ VAR"
Suriye'de ortaklaşılan mutabakatın en sağlıklı şekilde hayata geçmesi için çalıştıklarını ifade eden Tülay Hatimoğulları, şu ifadeleri kullandı:
Dayanışmamızı sonuna kadar sürdüreceğimizi buradan bir kez daha ifade ediyoruz. Bugün atılması gereken elbette ki bazı somut adımlar, yapılması gereken somut işler var. Bunları da ziyaret ettiğimiz parti başkanlarıyla ve bugün de Sayın Davutoğlu ile bunu detaylı bir şekilde yine konuştuk. Türkiye'den olumlu yönde büyük bir beklenti var. Bugün bir aydır devam eden gerilim savaşın ve çatışmanın derinleşme, kalıcı bir Kürt-Arap savaşının derinleşme olasılığı bu anlaşmayla beraber bozulmuştur. Bunun devam etmesi ve kalıcı olması gerekiyor. Bu anlamıyla Türkiye'yi yönetenler başta hükümetin bu anlamıyla son derece önemli adımlar atması, destek sunması önemlidir. Bugün ne yazık ki şöyle bir algı artık oluştu. Bu bir aylık süreç içerisinde özellikle hükümet sözcülerinden doğru yapılan açıklamalar bir negatif etki yarattı. Bizim şimdi en büyük isteğimiz ve umudumuz bu negatif dilin ve algının artık bundan sonra değişmesi ve bu 30 Ocak mutabakatının hayata geçmesi için Türkiye'nin bu anlamıyla olumlu bir rol oynamasıdır.
"MÜRŞİTPINAR SINIR KAPISI AÇILMALI"
Kobani'ye yönelik koridorun Türkiye'nin Mürşitpınar Sınır Kapısı'ndan açılması gerektiğini söyleyen Hatimoğulları, şöyle konuştu:
Şu anda Mürşitpınar tarafında çok sayıda tırın bekletildiğini hepimiz biliyoruz. Biz yine yetkililerle yaptığımız görüşmelerde olsun, partilerin Sayın Genel Başkanlarıyla yaptığımız görüşmede olsun, özellikle Mürşitpınar Sınır Kapısı'nın açılıp Kobani'ye insani yardımların ulaştırılmasının ne kadar elzem, acil ve hayati bir önem taşıdığını belirttik. Burada bir kez daha bunun altını çizmek isterim.
"KOMİSYON RAPORU SÜRÜMCEMEDE KALMAMALI"
Türkiye'de sürecin kalıcı bir barışla nihayete ermesini umut ettiklerini belirten Tülay Hatimoğulları, şu ifadelere yer verdi:
Bugün elbette Suriye’deki gelişmeler bu sürecin ne kadar ilerleyip ilerlemeyeceğinin birçok kesim tarafından sorgulanmasına, konuşulmasına ve tartışılmasına sebebiyet verdi. Şimdi biz bir kez daha şunun altını çizmek isteriz ki, 27 Şubat'ta Sayın Abdullah Öcalan'ın gerçekleştirmiş olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın arkasındayız. Hayata geçmesi için de her türlü çaba ve emek içinde olacağımızın altını bir kez daha çiziyoruz. Buradan şunun altını bir kez daha çizip belirtmek isterim ki; Suriye'deki sahanın nasıl şekilleneceğine bakarken orada bir beklenti içinde olup, komisyon çalışmalarının sürekli ertelenmesi, komisyonun raporunun sürekli bir sürümceme içinde kalmasını da doğru bulmuyoruz. Burada yapılması gereken, mevcut olan komisyonun artık bir an önce raporunu Türkiye kamuoyuyla paylaşması ve parlamentoya yasa yapım süreci açısından ihtisas komisyonlarının çalışabileceği bir taslak öneriyi bir an önce geliştirilmesi önemli.
"SOMUT ADIMLAR ATILMALIDIR"
Hatimoğulları devamında şunları söyledi:
Somut adım olarak özetle söyleyecek olursak komisyonun raporunu bir an önce açıklaması, üzerinde çalışılacak yasaların tek tek belirlenmesi ve üzerine çalışılmaya başlanması, silahsızlanma sürecini hızlandıracak olan özel yasanın acilen çıkarılması ve aynı zamanda ısrarla altını çizdiğimiz, belirttiğimiz bir konu var ki bir yasa ihdası gerektirmeyen bazı somut adımların atılmasıdır. Onlar da nedir? Kayyımın geri çekilmesi ve kayyım atanmış bütün başkanları belediye eş başkanları ve belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesi. Aynı şekilde AİHM kararının uygulanması. Hem değerli Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Kobani davasındaki bütün tutukluların acilen serbest bırakılması, Gezi tutuklusu olan Osman Kavala, Can Atalayların acil bir şekilde serbest bırakılmasıdır. Hasta mahpuslar meselesi. Bütün bunların hayata geçmesi toplumda büyük bir güven sağlayacaktır.
DAVUTOĞLU: "SAĞ DUYULU TUTUMLARA İHTİYAÇ VAR"
Ardından söz alan Ahmet Davutoğlu ise Türkiye'deki bütün aydınların kritik dönemleri düşenerek sağ duyulu bir tutum sergilemelerinin gerektiğine işaret etti. Sağ duyulu tutumlara ihtiyaç olunan bir dönemden geçtiklerini belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:
Bakınız uluslararası düzen çatırdıyor. Şu anda biz Suriye'yi Türkiye'yi konuşurken, dünya Hürmüz Boğazı'na gitmiş olan Amerikan donanmasını konuşuyor. İsrail'in provokatif dili daha da keskinleşerek artıyor. Rusya-Ukrayna Savaşı en hızlı şekilde bütün yıkıcı yönleriyle devam ediyor. Bütün bunların ortasında Anadolu gibi Afro-Avrasya Merkezi'nin tam da merkezinde olan bir ülkede yaşayan aydınlar olarak, siyasetçiler olarak, devlet adımları olarak artık çok kararlı ve Türkiye'den başlayarak çevreye barış yayan bir politikayı benimsememiz lazım. Eğer bir 3'üncü Dünya Savaşı senaryosu tartışılıyorsa bu kadar kritik jeopolitik kırılmalar yaşanıyorsa böyle bir merkez ülkenin bütün aydınlarının, siyasilerinin acaba ülkede barışı nasıl tesis ederiz? Acaba çevremizde barış koridorunu nasıl oluştururuz? Keldanilerin, Hristiyanların hepsinin barış içinde yaşayacağı bir yeni dönemin başlaması gerektiğini hep vurguladık. Şimdi öyle bir süreç içindeyiz ki eğer doğru adımlar atarsak, Türk, Kürt, Sünni, Alevi bölgedeki diğer etnik ve mezhebi gruplar olarak gelecek nesillere güzel bir miras bırakırız.
"BU SÜRECİN 3 AYAĞI VAR"
"Yanlış adımlar atarsak, provokatif bir dil kullanırsak, çatışmalı bir ortamın içine gireriz" diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bu dili kullanırsak bütün emperyalist güçler bizim bu çatışmalarımız üzerinden Ortadoğu'yu yeniden yağmalamaya başlar. Peki ne yapmalıyız? Sürecin en başından itibaren söyledik. Bu sürecin üç ayağı var. Türkiye, Irak, Suriye. Irak ayağı silahsızlanma açısından önemlidir. Çünkü Kuzey Irak'ta örgütün hala silahlı0 yapısı varken Türkiye'de barış ihdas etmek çok zordur. Suriye ayağı önemlidir. Çünkü Suriye'deki Kürtler acı içinde ise herhangi bir zorlukla karşı karşıya kaldılarsa bunu Türkiye'deki Kürtlerin değil sadece Türkler olarak bizlerin hepimizin hissetmemesi mümkün değil. Öte taraftan Suriye'de Türkiye'yi veya Türkiye'de Suriye içindeki dengeleri etkileyecek bir çatışma ortamı doğursa bu hepimiz için risktir. 3'üncü ayakta Türkiye; Türkiye'nin demokratik bir çerçevede bütün unsurlarıyla tam bir aidiyet bilinciyle toplumsal barışı ihdas edip önüne bakmaktır.
"BİZ BİR BİRİMİZE GÜVENECEĞİZ"
Davutoğlu, 30 Ocak mutabakatının bütün Suriyelilerin mutabakatı olduğunun altını çizerek devamla şunları söyledi:
Ben görüştüğüm bütün bölge ülkelerine söylerim; Kimse yabancı bir güç, ister bu Amerika olsun, ister İngiltere olsun, ister Rusya olsun bölgede bir savaş başlatmasın. Yalnız kalacaklarından emin olsunlar. Bu güçler ihtiyaç hissettikleri ölçüde belli yapıları destekler. O ihtiyaç bittiğini düşündükleri anda da ortada bırakırlar. Afganistan önümüzde çarpıcı bir örnektir. Taliban yönetimini devirmek iddiasıyla gelen Amerika yönetimi Taliban'a devretti ve geride onunla birlikte çalışanları orta yerde bıraktı. Biz birbirimize güveneceğiz. Türk ve Kürt'e güveneceğiz.
"ARAP KÜRT TÜRK KADERİMİZ ORTAK"
Davutoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
Bakın burada ben Türk'üm, Sayın Hatimoğulları Arap, Tuncer Bey Kürttür. Peki kaderimiz ortak değil mi? Neyi paylaşamıyoruz biz veya paylaşamayacağız? Bizim aramıza fitne sokan kim olursa olsun bilin ki birimizi diğerimize karşı avantajlı duruma getirmeyecek. Üçümüzün de imhasını isteyecek. Türkler de Kürtler de, Araplar da birbirlerini katlederek imha ettiklerinde emperyalistler televizyonlardan izleyerek avuçlarına avuç tutar.





