Gündem

DEM Parti Sözcüsü Doğan: Kobani düşmedi, düşmeyecek

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, düzenlediği basın toplantısında, Suriye’deki durum için uluslararası topluma ve Ankara’ya acil çağrıda bulundu. Doğan, "Çocuklar donarak ölürken siyasetçiler olarak seyirci kalamayız" dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde düzenlediği toplantıda Suriye'deki insani kriz ve Türkiye’deki protestolara yönelik müdahaleleri değerlendirdi.

MYK bünyesinde kurulan "Kriz Koordinasyon Masası"nın 7/24 esasıyla çalıştığını belirten Doğan, siyasi ve insani çözüm için bir dizi temas başlatacaklarını duyurdu.

Kobani’nin 26 Ocak 2015’te IŞİD’den kurtarıldığını söyleyen Doğan, "Kobani düşmedi, düşmeyecek" dedi. Doğan, kentin bugün Suriye hükümetine bağlı güçler tarafından yeniden kuşatıldığını söyledi.

Doğan, şu ifadeleri kullandı:

Kobani o gün karanlığa karşı aydınlığın zaferiydi. Bugün yeniden kuşatma altında olması bir insanlık meselesidir. Kobani’nin özgürlüğü halkların özgürlüğüdür.

DEM Parti’nin diplomatik faaliyetlerini yoğunlaştırdığını kaydeden Doğan, Eş Genel Başkanlar başkanlığındaki bir heyetin bu hafta muhalefet partilerini ziyaret edeceğini açıkladı. Bu kapsamda yarın CHP ile görüşecek olan heyet; ilerleyen günlerde DEVA, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi ile de Suriye gündemli toplantılar gerçekleştirecek.

"Mürşitpınar ve Nusaybin sınır kapıları açılsın"

Bölgedeki insani krizin derinleştiğini belirten Ayşegül Doğan, acil yardım koridoru için somut bir adım atılmasını talep etti:

Şu anda büyük bir insanlık krizi yaşanıyor; ilaç yok, gıda yok, internet yok. Mürşitpınar Sınır Kapısı derhal açılmalıdır. Aynı şekilde Nusaybin Sınır Kapısı da açılabilir. Çocukların bütün dünyanın gözü önünde donarak ölmesine seyirci kalınmamalıdır. Aktif bir pozisyon alarak tüm olanaklar insani yaşam koridorlarının açılması için değerlendirilmelidir.

"Kürtlüğün her türü suçmuş gibi davranılıyor"

Ayşegül Doğan, protesto eylemlerine değinerek şunları kaydetti:

Dayanışmayı büyütmek için yapılan yürüyüşlerdir. Haksızlığa, hukuksuzluğa, zulme karşı bir araya gelişlerin sesidir. Oysa ne görüyoruz; Suruç'tan İstanbul'a kadar bu demokratik tepkiye müdahaleler görüyoruz. Müdahale demek az kalır. Doğrudan saldırı görüyoruz.

Tarsus’ta 24 yaşındaki Baran Abdi’nin hayatını kaybetmesiyle ilgili valilik açıklamasının "soruşturma yükümlülüğüne aykırı" olduğunu savunan Doğan, "Sokaklarda olması gereken gaz ve cop değil, hukuktur" dedi.

Kadınların saç örgülerine yönelik adli işlemlere de değinen Doğan, şu yorumda bulundu:

Kürtlüğün her türü suçtur diyorsunuz. Mesaj Kürtlere böyle ulaşıyor. Saç örgüsünden korkuluyor çünkü o karanlığa karşı aydınlığın direnişidir.

'Ankara’ya soru'

Suriye’de demokratik bir rejimin inşası için Türkiye’nin yapıcı bir rol üstlenmesi gerektiğini belirten Doğan, şu soruyu yöneltti:

Ankara, Kürtlerin kazanımlarını tarihsel bir kırılma anında bir tehdit olarak mı kabul edecek, yoksa kendi kazanımı olarak mı görecek? Askeri bir zihniyetle Suriye’de istikrar sağlanamaz. 18 Ocak mutabakatına sadık kalınmalı, oyalama taktiklerinden vazgeçilmeli ve diyalog kanalları güçlendirilmelidir.