Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

"GÖRÜŞME TUTANAĞINI KOMİSYONLA PAYLAŞACAKTIR"

4 Aralık'ta komisyonun yeniden bir araya geleceğini belirten Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

İmralı’da komisyon adına giden heyet, görüşme tutanağını komisyonla paylaşacaktır. Siz de bilirsiniz, biz de beraber takip ediyoruz. Sayın Öcalan’ın toplumdan saklayacağı bugüne kadar herhangi bir şeyi olmamıştır. Kendisi her türlü fikrin kamusal şeffaflık içinde olması gerektiğini yıllardır söylüyor. O nedenle İmralı’daki tutanakların kamuoyu ile de paylaşılmasını şeffaflığın sağlanmasını ve toplumun orada ne tartışıldığını görmesini ve okumasını da bizler istiyoruz. İktidar da toplumsal barışı sahiplenmeli ve bu konuda hukuki ve idari adımları bir an önce bekletmeden atmalıdır. Söz değil, artık pratik adımlar zamanıdır.

"SORUMLULUK MECLİS’TE"

Türkiye barış için sözünü söyledi. Artık bu sözleri hayata geçirme zamanı olduğunu belirtmek gerekiyor. Önemli olan toplumsal mutabakatı kağıda dökecek adımların atılmasıdır. Şimdi sorumluluk Meclis’te. Bütün partilerin Kürt meselesinin çözümüne ve Türkiye'nin demokratikleşmesine sahici katkı sunmaya çağırıyorum. Komisyondan bu toprakların yaralarını saracak, özgürlüğü inşa edecek demokratik raporlar bekliyoruz. Çözüm odaklı raporların hızlıca yasalara dönüşmesi için ilk ve tarihi sorumluluk Sayın Numan Kurtulmuş'la ve komisyondadır. Komisyonun bu görevi layıkıyla yerine getireceğine inanıyoruz. Yani barış için bir kapı aralanmışsa bu eşikten geçmek gerekiyor. Biz bu kapıdan tüm Türkiye halklarının geçmesini, kimsenin dışarıda kalmamasını istiyoruz. Ve bunun siyasetini yürütüyoruz. Kürt meselesi yalnızca Kürtlerin değil, 86 milyonun sorumluluğudur. Çözüm de birlikte üretilmelidir. 100 yıllık acılar ancak geniş bir toplumsal mutabakatla tüm renklerin yer aldığı bir ortak akılla çözülebilir.

ÖZEL’E TEPKİ GÖSTERDİ

Biz en başından beri ortak paydaları büyütmeye çalışırken ana muhalefet partisinin lideri partimizde ve tabanımıza bazı ithamlarda bulundu. Öyle anlaşılıyor ki Sayın Özel, kurultay kürsüsünden bize ‘Stockholm Sendromu’ teşhisi koyuyor. ‘Celladına aşık olmayın’ diyor. Biz de soruyoruz; Biz Mecliste barış için yasa konuşurken, her bir arkadaşımızla birlikte sokaklarda barışı toplumsallaştırmaya çalışırken siz kürsüden neden bir halkı aşağılayıcı sözler söylüyorsunuz Sayın Özel? Sözü çözüm için kurmak varken tam da bu süreçte çözümü tartışmak varken, ucuz polemikler ve anlamsız kavgalara başvurmak siyasetsizliktir. Biz demokratik, siyasi çözümü esas alan mücadele ve müzakere partisiyiz.

"KÜRT HALKINA SAYGI DUYMAK BU MUDUR SAYIN ÖZEL?"

Böyle bir halkı sendromla itham etmek demokratik siyaset midir? Kürt halkına saygı duymak bu mudur Sayın Özel? Biz bu coğrafyadaki halklar, inançlar, devrimciler, ezilenler, emekçiler olarak celladı çok iyi tanırız. Cellatları mezarlıklarımızdan, faili meçhullerimizden, yakılmış köylerimizden, direndiğimiz zindanlardan çok iyi biliyoruz. Kimse bu hafızanın üzerine ucuz metaforlarla yaklaşmasın. Cellatlığımıza soyunan çok oldu, haklısınız. Ama bizi kurban yapmaya kimsenin gücü yetmedi ve yetmeyecektir. Herkes çok iyi bilsin ki cellat defterini açacaksak, geçmişi konuşacaksak hepiniz borçlu çıkarsınız. Herkesi polemikçi ve tutarsız dilden vazgeçmeye, çözüme ve barışa katkı sunmaya çağırıyorum. Açık konuşun. Bu sorunun çözümünün karşısındaysanız sağa sola çekmeden yaftalamadan sözünüzü açık söyleyin. Ama barıştan ve demokrasiden yanaysanız da açık konuşun. Gelin birlikte mücadele edelim. Birlikte değiştirelim. Barış ve demokrasiyi birlikte inşa edelim. Ana muhalefet partisi süreç karşıtlarının çekim merkezi olmaya adaysa büyük yanlış yapar. Buradan iktidara yürürüm stratejisini düşünüyorsa büyük kaybeder. Başta ana muhalefet partisi olmak üzere bütün muhalefet partilerini 100 yıllık meselenin çözümünde ellerini taşın altına koymaya, sorumluluk ve inisiyatif almaya çağırıyorum. Barışa ve çözüme ortak olan kazanır.

"KÜRTLER, DEVRİMCİLER VE GAZETECİLER YOK"

Bu hafta da meclisin gündemine 11. Yargı Paketi gelecek. Ama gördüğümüz kadarıyla aynı ayrımcı yaklaşım devam ediyor. Düşüncelerinden, siyasi faaliyetlerinden, kimliklerinden dolayı cezaevlerinde bulunan Kürtler, devrimciler, gazeteciler, öğrenciler yine on binlerce siyasi tutsak dışarı bırakılmayacak. Yıllardır söylüyoruz. Cezada adalet, infazda eşitlik sağlanmalıdır. Toplum vicdanını yaralayan suçlar dışında cezaevleri boşaltılmalıdır. Yargı reformu yapılmalı. Bu ülkede herkes için adalet tesis edilmelidir. Bu pakette dikkat çekmemizi gereken bir başka önemli konu daha var. Erişim engeli ve bant daraltma düzenlemeleri de pakette var. Bu yasayla yargı keyfi şekilde erişim engeli getirebilecek. Bu kararlara uymayan platformlara bant daraltma yaptırımı uygulanacak. Bu ifade özgürlüğüne basın özgürlüğüne doğrudan bir müdahaledir. Bu kabul edilemez. Bunu kabul etmeyeceğiz. Türkiye'de adaletsizliği yamalarla, palyatif çözümlerle sağlayamayız. Köklü bir bir adalet reformuna ihtiyacı var. Gelin 2026'nın başında köklü bir adalet reformunu meclisten geçirelim. Tüm Türkiye'de yeni yılda güzel bir mesaj verelim diyorum.

"İLHAM AHMED TÜRKİYE’YE GELSİN"

Öte yandan bütün bunlar olurken Suriye'nin kuzeydoğusunda yönetim bir yandan Suriye'nin demokratikleşmesi için mücadele ederken bir yandan da komşu ülkelere dost elini uzatıyor. Kuzey Doğu Suriye'den özellikle Türkiye'ye uzanan bir dostluk eli var. Artık bu elin tutulması gerekir. İlham Ahmed bu hafta sonu partimizin İstanbul'da yapacağı uluslararası konferansa davetliydi. Kendisi de katılacağını belirtmişti. Ama henüz bu konuda bir dönüş sağlanmadı. Olumlu bir dönüş bekliyoruz. İlham Ahmed Türkiye'ye gelsin. O Suriye hakkında, Kuzeydoğu Suriye hakkında sorusu olanlar sorularını sorsun. Endişelerini dile getirsin. Oturun, konuşun, anlaşın. Diplomasi ne için var? Diyalog ne için var? Tabii ki bunun için var. Çözümden kaçmak, Kürtlerin elini sıkmamak, Kürtlerin Suriye'de elde edeceği kazanımlara karşı durmak kimseye kazandırmaz. Aksine diyalog ve temas kurmak hem bölgeyi rahatlatır hem hepimizi rahatlatır diyoruz ve İlham Ahmed Türkiye'ye gelişi için iktidarın kolaylaştırıcı bir tutum oynamasını da bekliyoruz.