Bitmeyen arzu

İnsan bir şeyi istemeye başladığı anda, farkında olmadan kendini de o hedefe göre şekillendirir. Uykusundan vazgeçer, sabrını zorlar, gururunu törpüler. Kimi zaman maddi, kimi zaman manevi bir bedel öder.

Ne var ki işin en acı tarafı şudur: Uğruna bu kadar bedel ödenen şey, elde edildiğinde çoğu zaman hak ettiği değeri göremez.

Aylarca, yıllarca "olmazsa olmaz" denilen hedefler, ulaşıldığı anda sıradanlaşır. Bir zamanlar hayaliyle yaşanan şey, kısa süre sonra gündelik hayatın sessiz bir köşesine bırakılır. Çünkü insan çoğu zaman sonucu değil, o sonuca giderken yaşadığı gerilimi ve elde etme hırsını sever. Çoğu insan için asıl tutku varmakta değil, yürümektedir.

İnsan zihni canlı olduğu sürece durmayı sevmez. Tatmin olduğu yerde uzun süre kalamaz. Elde edilen her şey, bir süre sonra gözden düşer. Dün vazgeçilmez olan bugün yetersiz, bugün hayal edilen yarın eski olur. Çünkü arzular doyurulmaz; sadece yer değiştirir.

Çoğu zaman istediğimizi sandığımız şeyler, gerçek bir ihtiyaçtan değil; içimizdeki eksiklik hissi ve elde etme arzusundan doğar. Bu eksiklik geçici olarak giderildiğinde ise yerini yeni bir boşluk alır. İnsan da bu boşluğu doldurmak için yeniden yola koyulur: Yeni hedefler, yeni hırslar, yeni mücadeleler..

Bu döngü hayatın sonuna kadar sürer. İnsan, ecel kapıya dayanana dek bir şeylerin peşindedir; daha fazlasının, kendince daha iyisinin, daha anlamlısının..Ancak bu koşuşturma içinde çoğu zaman elindekini görmez, yeterince değerlendiremez. Uğruna savaştıklarını yaşayamaz; sadece tüketir.

Mesela bir doktor, yıllarını vererek kazandığı mesleğinde "en iyi hekim nasıl olunur" sorusunu sormak yerine, çoğu zaman "nasıl başhekim olurum" hesabına düşer. Bir öğretmen, en iyi öğretmen olmanın peşinden gitmek yerine, "nasıl müdür olurum" derdine kapılır. Bir siyasetçi, milletvekili olduktan sonra halka en iyi şekilde nasıl hizmet edeceğini değil, bir sonraki koltuğu, bir sonraki makamı hedefler. Oysa herkes yaptığı işi en iyi şekilde yapmayı öncelediğinde; en iyi doktor, en iyi öğretmen, en iyi vekil olmayı başardığında, makamlar için koşmasına gerek kalmaz. Bitmeyen arzu tatmin olmayacak belki ama geride bırakılan şey, yorgun bir hırs değil, topluma dokunan kalıcı bir değer olur.

Ve belki de insan, tam da bu yüzden, hayatı boyunca kazandıklarından çok peşinden koştuklarının yorgunluğuyla yaşlanır.

Velhasıl kelam; sürekli elde etme tutkusuna kapılan insan, sahip olduklarını yaşamaya fırsat bulamadan, geride iz değil yalnızca yorgunluk bırakarak bu dünyadan göçer.