Banu Avar’ın paralel evreni

Banu Avar’ı dinlediğinizde, ilk başta kendinizi bir casus filmi içinde sanabilirsiniz. Her şey gizli, her şey planlıdır; dünya sürekli Türkiye’yi konuşur, Brüksel’den Washington’a herkes Türkiye’yi bölme peşindedir. Her köşede bir ajan, her eleştiride bir dış mihrak, her özgürlük talebinde bir emperyalist parmak vardır.

Bu komplocu kafa, en sıradan tesadüfleri bile karanlık bir 'master plan'ın parçası sayar; bir yardım kuruluşunun aşı kampanyası 'nüfus kontrol projesi'ne, bir yabancı üniversitenin burs programı 'beyin göçü tuzağı'na dönüşüverir. Gerçeklikten kopmuş bu zihin yapısı, olayları açıklamak yerine bulanıklaştırır, korkuyu çoğaltır ve en nihayetinde kendi yarattığı gölgeyle savaşır hâle gelir.

Avar’ın sosyal medya paylaşımlarına bir göz gezdirin, ne demek istediğimi anlarsınız. Papa Türkiye’ye gelmiş ve öncesinde İznik’e rahibeler geldi diye bir habere “tam bir çıkarma harekâtı” diye tepki vermiş; yüzlerce paylaşımı aynı minvalde. Avar’ın geleceğe dair senaryoları, en değme distopyalara taş çıkartacak cinsten.

Avar’ın kendine seçtiği etiket malum: Anti-emperyalist. Gel gör ki bu 'anti-emperyalizm', dünyadaki güç ilişkilerini, yapısal eşitsizlikleri, kapitalist tahakkümü çözümlemekten çok uzak. Avar’ın anti-emperyalizmi, daha çok “bütün kötülükler dış mihrakların işidir” kolaycılığına yaslanan o eski ulusalcı ezberin tekrarıdır.

Banu Avar’ın dünyasında kimse masum değildir: Amerika emperyalist, Avrupa sömürgeci, Arap dünyası şüphelidir, Kürt zaten potansiyel bölücüdür, Batı değerleri zehirdir, insan hakları tuzaktır… Yurdun ötesi de berisi de mayın tarlasıdır; yedi düvel bize düşmandır. Bu kadar 'tehlike' içinde yaşayan birinin huzurlu olması zaten mümkün değildir.

Bu yaklaşımın en tehlikeli yanı, halkın dünyayı anlama kapasitesini köreltmesi ve sorumluluğu hep dışarıya atarak iç sorgulamayı imkânsız kılmasıdır. Sorunu kendinde görmeyen bir zihniyetle ne demokrasi inşa edilir ne özgür toplum. Dış güçler anlatısı, yıllarca “hatalarımız yoktur, sadece düşmanlarımız vardır” rahatlığını sundu ve bu rahatlık ülkeye çok pahalıya mal oldu.

Avar’ın televizyon programları ve kitapları, uzun yıllar boyunca 'ulusal uyanış' diye pazarlanan ama aslında ulusal histeriye dönüşen bir dilin parçası oldu. En ufak bir demokratik itiraz ya da hak talebi hemen 'bölünüyoruz' tepkisine yol açtı. Oysa bu korkunun arkasında eşitlik fikrine duyulan alerji yatıyor. Milliyetçilik toplum inşa eder, ulus tahayyülü kurar; Avar’ın şovenizmi ise parçalamaya ve kutuplaştırmaya hizmet eder.

Bugün onun sosyal medya hesabını incelediğinizde de aynı ezberi görürsünüz. Her paylaşımı, aynı cümle kalıplarıyla örülmüş bir 'milli teyakkuz' çağrısıdır. Gerçekle ilgisi zayıf, ama duygusal etkisi güçlü paylaşımlar… Sürekli seferberlik hâli, sürekli 'iç düşman-dış düşman' ikiliği. “Ben gerçeği söylüyorum ama herkes susuyor” tarzı 'mesiyanik' bir yalnızlık kompleksi. Bu söylem Türkiye’ye ne getirdi? Ne demokrasi, ne özgürlük, ne adalet, ne refah, ne toplumsal barış.

Gerçek anti-emperyalizm, dışarıya nefret saçmakla değil; içeride adaleti, eşitliği ve özgürlüğü inşa etmekle olur. Dış güçler masallarıyla değil, kendi cehaletimiz, öfkemiz ve kör sadakatimizle yüzleşmekle olur. Avar ve benzerleri en çok bundan korkuyor: Gerçeklerin, onların 'büyük senaryolarından' çok daha sade ama çok daha güçlü olduğunun anlaşılmasından.

Banu Avar, Türkiye’de düşünsel tembelliğin, politik paranoyanın ve şoven reflekslerin en görünür simalarından biri. Söyledikleri ne yeni, ne özgün, ne derin. Eski korkuları cilalayıp yeniden dolaşıma sokuyor. Türkiye’yi bugüne kadar ayakta tutan şey bu tür safsatalar değil, halkın sağduyusu olmuştur. Asıl tehlike, korkunun bulaşıcı olması ve toplumun 'vatan elden gidiyor mu?' sorusuna kilitlenip adalet, eşitlik ve özgürlüğü konuşamaz hâle gelmesidir. İşte yapılması gereken bu korku dilinin karşısında durmaktır.