Kürt edebiyatı, basını ve siyasetinin önemli isimlerinden biri olan Musa Anter, 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da düzenlenen bir suikastla hayatını kaybetti. Aradan geçen 33 yıla rağmen cinayet davası sonuçlanmadı, failler tam anlamıyla yargı önüne çıkarılmadı. Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vuran faili meçhuller zincirinin en sembolik halkalarından biri hâlâ aydınlatılmayı bekliyor.
Musa Anter kimdir?
1920’de Mardin’in Nusaybin ilçesinde doğan Anter, ilkokulu memleketinde, ortaokul ve liseyi Adana’da tamamladı. Babasının hasta olması nedeniyle annesi Fesla Anter tarafından yetiştirildi. Adana’da lise okurken ilk gözaltı deneyimini yaşadı. İstanbul’da Edebiyat Fakültesi’ne başladı, daha sonra hukuk okudu; okulun ilk 3 yılını birincilikle tamamladı, dördüncü sınıfta ayrıldı. 1944’te evlendi, üç çocuğu dünyaya geldi.
Anter'in Yayıncılık ve Siyasi Mücadelesi
1950’lerde siyasi faaliyetlere katılan Anter, Şark Postası ve Dicle Kaynağı gazetelerinde yazdı. 1958 sonrası Diyarbakır’da İleri Yurt gazetesini çıkardı. 1959’da “Qîmîl” adlı şiir nedeniyle gözaltına alındı; “49’lar Davası”nda tutuklu yargılandı, 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası çıkan aftan yararlandı. Cezaevinde “Birîna Reş” tiyatro eserini ve Kürtçe-Türkçe sözlüğü kaleme aldı.
Medet Serhat ve Ergün Koyuncu ile Deng dergisini çıkardı; kısa sürede kapatıldı, yargılandı. 1963’te yeniden cezaevine girdi, yaklaşık 2 yıl Mamak, Sultanahmet ve Balmumcu cezaevlerinde kaldı. 1969’da Doğu Dergisi’ni çıkardı, ikinci sayının kapağındaki “Yaşasın Türk-Kürt kardeşliği” sloganı nedeniyle tutuklandı; idamla yargılandı ama 15 gün sonra tahliye edildi. Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nın (DDKO) kurucuları arasında yer aldı.
Cezaevinden sonra Nusaybin’e yerleşti. 1988’de Halkın Emek Partisi (HEP), 1990’larda Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) ve Kürt Enstitüsü’nün kuruluşunda bulundu. Dicle-Fırat, Azadiya Welat, Yeni Ülke, Özgür Gündem, Deng, Barış Dünyası ve Yön dergilerinde yazdı; 7 kitap ve Kürtçe-Türkçe sözlük yayımladı.
1992’de Diyarbakır'da Suikast
12 Eylül 1980 askeri darbesinde "Kürtçülük" propagandası yapmaktan tutuklandı, Nusaybin Cezaevi'ne gönderildi. Bu süre içinde toplam 11 yıl cezaevinde kaldı. 20 Eylül 1992'de bir kültür-sanat festivaline katılmak için gittiği Diyarbakır’ın Yenişehir ilçesinde, uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Anter’in katledilmesi, 1990’lı yıllarda yoğunlaşan faili meçhul cinayetlerin en sembolik olaylarından biri olarak kayda geçti. Cinayet, dönemin kontrgerilla faaliyetleri ve JİTEM yapılanmalarıyla ilişkilendirildi.
Hukuki süreç ve davanın seyri
Suikasttan sonra kamuoyunda, olayın devlet içindeki kontrgerilla yapılanmaları ve JİTEM’e bağlı unsurlar tarafından organize edildiği iddia edildi. 1990’lı yıllardaki faili meçhul cinayetlerde olduğu gibi Anter dosyasında da uzun süre ilerleme sağlanamadı. Ailesi, dosyayı 2000’li yıllarda AİHM’e taşıdı; mahkeme 19 Aralık 2006’da “yaşam hakkının ihlal edildiği ve etkin soruşturma yürütülmediği” gerekçesiyle Türkiye’yi tazminata mahkûm etti.
Dava, 23 Aralık 2014’te JİTEM Ana Davası ile birleştirildi ve Ocak 2015’te Ankara’ya nakledildi. Yargıtay’ın 29 Ocak 2016 tarihli kararıyla birleşme kesinleşti. JİTEM Ana Davası ile 1993’te “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından öldürülen Ayten Öztürk davasının birleşik duruşması 21 Eylül 2022’de görüldü. Anter davası, JİTEM Ana Davası’nda tefrik edilerek zamanaşımından düşürüldü. Kaynak: MA





