Ortadoğu’da son dönemde yaşanan gelişmeler, özellikle Suriye’nin kuzeyindeki hareketlilik, bölgedeki siyasi dengeleri yeniden gündeme taşıdı. Türkiye’de de demokratikleşme, çözüm süreci ve bölgesel güvenlik politikaları konularında tartışmalar sürerken, deneyimli siyasetçi Ahmet Türk, Mezopotamya Ajansı’na verdiği söyleşide güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türk, söyleşide Suriye’deki tarafların durumuna, Türkiye’nin sürece bakışına ve bölgesel istikrara dair görüşlerini paylaştı. Ayrıca Türkiye’de başlatılan sürecin toplumsal yansımalarına değinerek, sürecin içeriği, hedefleri ve beklentileri üzerine açıklamalarda bulundu. Mezopotamya Ajansı muhabirleri Ahmet Kanbal ve Azad Altay tarafından gerçekleştirilen söyleşi, Ahmet Türk’ün hem Suriye hem de Türkiye ekseninde yürütülen tartışmalara dair kapsamlı görüşlerini içeriyor.

Söyleşide Türk’ün sürecin gidişatına ilişkin öne çıkan değerlendirmeleri şu şekilde:

“Devletin şeffaf olması gerekir. Eğer bir süreç yürütülüyorsa, sürecin ruhuna uygun adımlar atması gerekir"

-Beklentiler bellidir, talepler bellidir, ortadadır. Bu beklentiler ve talepler karşısında devletin veyahut hükümetin bu konuda halka bazı mesajlar vermesi gerekir. Ne yapmalı? Yapmak istedikleri nelerdir? Hangi adımlar atılacak? Aslında bizler de bu beklentinin içindeyiz. Tabii ki süreci biraz yakından izlediğimiz için ve bu olayın bir sabır işi olduğunu bildiğimiz için fazla sesimiz çıkmıyor.

Ama halkta bir endişe, bir güvensizlik var. Özellikle bu endişe ve güvensizliğin ortadan kaldırılması için daha açık bir siyasetin, politikanın gündeme gelmesi lazım. Yapılması gerekenler nedir? Atılacak adımlar nelerdir? Bu konuda bizler de hem merak ediyoruz hem halkımız bu beklenti içinde. Kısacası umutsuzluğa da gerek yok. Ama insanlar da bir an önce bazı somut adımların atılması veyahut bu hangi adımlar olacağını görmek istiyor.

“Öcalan, Demirtaş’ın tahliyesini istemiyor şeklindeki iddialar süreci baltalamaya yönelik bir şey"

-Asla böyle bir şey ne konuşulmuş, ne görüşülmüş, ne de böyle bir şey var. Yani Öcalan, Kürt mücadelesinde emek veren bütün siyasilerin bugün özgürleşmesi konusunda bir çaba gösteriyor. Yani şimdi bunu kullanmak isteyenler aslında Kürtler arasında bir çatışmayı, bir bölünmeyi, bir tartışmayı istedikleri için bunu gündeme getiriyor. Bunun farkındayız biz. Öyle bir şey asla söz konusu olmaz.

Şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararına bile itiraz eden bir hükümet var. Yani burada insanlar elbette ki ya "bu nasıl iş" diyor. Bir tarafta bir barış sürecini yürüteceksiniz. Hele hele bir fırsat doğmuş. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sayın Selahattin Demirtaş'ın bir an önce tahliye edilmesini istiyor, ama buna direniyorsunuz. İşte bu çelişkiler insanların kafasını karıştırıyor. Açık söyleyeyim benim de kafam karışık.

Kıbrıs'ta kıyamet koparıyor, Suriye'deki Kürtler konusunda da farklı bir şekilde düşünüyor”

-Suriye’deki durumu iyi bilmek lazım, okumak lazım. Kürtler yoğun bir baskıyla karşı karşıyaydı. Kobanê'deki DAİŞ'in saldırıları belki tarih boyunca unutulmayacak bir saldırıydı. Cihatçı örgütler Kürtleri hedef alıyordu. Kürtler kendi savunmalarını gerçekleştirmek için silahı almak zorunda kaldı. Kendilerini savunmak için silah aldılar. Yoksa silaha tapmak için değil. Bir ordu oluşturmak için silah eline almadı. Şimdi Kürtler kendisini savunurken, başka savunacak bir güç yokken meşru bir adım atmış, kendisini savunacak ve müdafaa edecek bir pozisyonu oluşturmuş. Bunu eleştirmek doğru değil. Biz Suriye'de demokratik bir cumhuriyetin oluşmasını istiyoruz. Yani Kürtler Suriye'den ayrılma gibi bir anlayış içinde değil. Ama Suriye'de özgür bir toplum olarak yaşamak istiyor. Bütün mesele burada, özgür bir toplum olmak. Bunun gerekleri nelerdir? Bunlar tartışılır. Suriye içinde çözülür.

Suriye'de milyonlarla ifade edilen Kürtler var, örgütlenmiş Kürtler var. Şimdi burada bir kardeşlik projesini yürütüyorsanız niye Suriye'deki Kürtleri de kardeşiniz olarak kabul etmiyorsunuz? Destek vermeniz gerekirken niye geleceklerini karartmaya yönelik bir pozisyon içinde olmak istiyorsunuz? Görünen o, halkın gördüğü bu. Ben demiyorum, halk böyle değerlendiriyor. Sizin böyle bir projede Kürtleri kazanacak bir yaklaşım biçimini ortaya koymanız lazım. Suriye'deki Kürtler, Irak'tan ve İran'daki Kürtlerden farklıdır. Çünkü orada bir demir yolu hattı açılmış. Aşiretin yarısı orada kalmış, kardeşin yarısı Suriye'de kalmış, birisi burada kalmış. Suriye Kürtlerinin yüzü Türkiye'ye dönüktür. Şimdi kucaklamak lazım. HTŞ ile görüşüyorsunuz. E gidin Kürtlerle de görüşün bakalım ne diyorlar, ne talep ediyorlar, ne istiyorlar?

İşte söyledikleri "kadim kardeşlik" anlayışı bunu gerektiriyor. Kendileri ifade ediyor. Kadim bir geçmişi var. Kürt ve Türklerin bir kardeşliği var. O zaman böyle davranmanız lazım. Şimdi Kürtler de sizin vatandaşınız. Kıbrıs'ta kıyamet koparıyor, Suriye'deki Kürtler konusunda da farklı bir şekilde düşünüyor. Bu nasıl kardeşlik? Suriye Kürtleri önemli. Suriye Kürtlerinin hak ve özgürlükleri konusunda engelleyici bir tavır konulduğu zaman bu süreç başarıya ulaşmaz. Bunu görmek lazım.

“Sürecin uzaması risklidir”

-Şimdi haklı sebeplerle, sürecin hızlandırılması bazen arabayı devirir. Ama geciktirmek ya da gündemden düşürülmesi de aynı şekilde bir sonucu ortaya çıkarır. Bu nedenle dikkatli olmak, toplumun bu süreçle ilgili düşünceleri dağılmadan veya inançları ortadan kalkmadan bu süreci doğru ilerletmek gerekiyor. Süreç uzayabilir ama bu sürecin doğru gideceğini, nelerin yapılacağı konusunda doğru mesajlar verilirse insanlar sabırla o süreci dinlerler. Ama suskunlukla bu süreci çok uzun bir sürece yayarsanız güven azalmış olur.